ABD ile İsrail’in İran ekseninde yürüttüğü askeri operasyonlar, küresel enerji piyasalarında son yılların en şiddetli fiyat dalgalanmasını tetikledi. Ortadoğu’daki gerilimin petrol arzını vurmasıyla tırmanışa geçen akaryakıt fiyatları, en sert darbeyi ABD iç piyasasına indirdi. Yaşanan sert fiyat artışlarının yarattığı ekonomik tahribat, 3 Kasım ara seçimleri öncesinde Donald Trump yönetimi ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde ağır bir siyasi maliyete dönüşme sinyalleri veriyor.
Ham Petrolde Yüzde 56’lık Sıçrama, Pompada Yüzde 40 Artış
Çatışmaların fitili ateşlenmeden önce uluslararası piyasalarda 72,48 dolar seviyesinde işlem gören Brent petrolün varil fiyatı, askeri operasyonların ardından 126 dolar sınırını aşarak kritik eşikleri geride bıraktı. Son haftalarda 113 dolar bandına çekilse de kriz öncesine kıyasla yüzde 56,5 seviyesinde kalan artış, Amerikan tüketicisinin günlük harcamalarına doğrudan yansıdı.
Amerikan Otomobil Birliği (AAA) tarafından paylaşılan verilere göre, kriz öncesinde galon başına ortalama 2,98 dolar seviyesinde seyreden benzin fiyatı kasım ayı itibarıyla 4,17 dolara ulaştı. Benzin istasyonlarındaki yaklaşık yüzde 40'lık bu sıçrama, hanehalkı bütçelerinde ciddi bir delik açtı.
Küresel Şokun Üçte Birini Tek Başına ABD Karşıladı
Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin (CREA) hazırladığı etki analizi, Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin dünya genelinde tüketicilere toplamda 468 milyar dolarlık devasa bir ek yakıt faturası çıkardığını ortaya koydu. Bu küresel maliyetin yaklaşık üçte birini oluşturan 160 milyar dolarlık kayıp ise doğrudan ABD ekonomisine yazıldı.
Söz konusu artış kamuoyu yoklamalarında da belirgin bir hoşnutsuzluğa dönüştü. Pew Research Center’ın yayımladığı son araştırma, Amerikan seçmeninin yüzde 74’ünün benzin ve enerji maliyetlerinden derin endişe duyduğunu gösteriyor. Enerji kaygısının yıl başında yüzde 43 seviyesindeyken seçim arifesinde bu denli fırlaması, fiyatları düşürme sözüyle yönetime gelen Trump yönetimi için siyasi tabloyu daha da zorlaştırıyor.
"Enerjide Bağımsızlık" Söylemi Sorgulanıyor
Oslo Üniversitesi araştırmacılarından Francesco Sassi, tablonun ABD’nin küresel piyasalardan yalıtılmış bir enerji bağımsızlığına sahip olduğu algısını sarstığına dikkat çekiyor. Yükselen maliyetlerin sandıkta Cumhuriyetçilere bedel ödetmesinin kaçınılmaz olduğunu belirten Sassi, yönetimin dış politika tercihlerinden doğan bu boyuttaki bir kriz karşısında kendi enerji hakimiyet stratejileriyle bile etkili bir denge kuramadığını vurguluyor.
Stratejik Rezervler 1982’den Bu Yana En Düşük Seviyede
Beyaz Saray’ın iç piyasayı rahatlatmak adına devreye soktuğu stratejik rezerv adımları da sınırına dayanmış durumda. Londra merkezli Energy Intelligence Group petrol piyasaları uzmanı Julien Mathonniere, ABD yönetiminin krize karşı kısa vadeli araçlar tasarladığını, ancak Uluslararası Enerji Ajansı koordinasyonunda piyasaya sunulan petrol desteğine rağmen stratejik rezervlerin 283 milyon varille 1982 yılından bu yana görülen en düşük seviyeye indiğini belirtiyor.
Tüketicilerin yüksek fiyatlara karşı yaz aylarında tüketimi yüzde 4 oranında kısarak uyum sağlamaya çalıştığını hatırlatan Mathonniere, seçim baskısının ardından Washington’ın önünde iki temel patika kalacağına işaret ediyor: Tahran ile Hürmüz geçişlerinin açılmasını sağlayacak diplomatik bir uzlaşı arayışına girmek ya da askeri operasyonları daha da tırmandırmak.
Navlun Yükselişte, Piyasalarda Belirsizlik Sürüyor
ICIS Kıdemli Petrokimya Uzmanı Paolo Scafetta ise piyasalardaki volatilite riskinin henüz dağılmadığını ifade ediyor. Scafetta’ya göre, talep koşullarındaki zayıflama vadeli işlemlerde geçici geri çekilmeler oluştursa da küresel ham petrol hattındaki kırılganlık devam ediyor.
Özellikle Avrupa’dan ABD’nin doğu kıyısına rafine ürün taşıyan deniz hatlarındaki navlun artışlarının kıtalararası ürün sevkiyatını ekonomik olmaktan çıkardığı belirtilirken, stok seviyeleri ve Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik koridorlarının seyri enerji piyasalarının geleceğini belirlemeye devam edecek.