Dünya genelinde temiz enerji üretimi her geçen gün rekor kırsa da fosil yakıtların yerini elektriğin alması beklenen hızda gerçekleşmiyor. 2035 yılına kadar nihai enerji tüketiminde elektriğin payını yüzde 35’e çıkarma vizyonu olarak tanımlanan "35’te 35" hedefi, mevcut ilerleme hızının en az üç katına çıkarılmasını zorunlu kılıyor.
Uluslararası enerji analiz kuruluşu Ember Analisti Bahadır Sercan Gümüş’ün değerlendirmelerine göre, Türkiye’nin başkanlığında Antalya’da toplanacak COP31 İklim Zirvesi öncesinde enerji gündeminin en kritik maddesi elektrifikasyonun yaygınlaştırılması olacak.
Üretim Temizleniyor Ancak Fosil Tüketim Sürüyor
Son on yılda rüzgar ve güneşin küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 5 seviyelerinden yüzde 17’nin üzerine çıkarak tarihi bir sıçrama kaydetti. Buna karşın, elektriğin nihai enerji tüketimindeki küresel payı henüz yüzde 23 bandında seyrediyor.
Dönüşümün yalnızca elektrik santrallerinde kalmaması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, sanayi tesislerinden ulaşıma,binaların ısıtılmasından günlük tüketime kadar fosil yakıt kullanılan her alanın elektrikli alternatiflere geçirilmesinin hayati olduğunu belirtiyor. 2019-2024 yılları arasında elektriğin payı yıllık ortalama yalnızca 0,4 puan artarken, 2035 hedefini yakalamak için bu artışın yıllık en az 1,3 puana çıkarılması gerekiyor.
"Sorun Üretimden Ziyade Tüketim Alışkanlıklarında"
Sektör analizleri, elektrifikasyonun bir üretim meselesinden çok talep dinamikleriyle ilgili olduğunu ortaya koyuyor.Elektrik üretiminin tamamı yeşil kaynaklara dayansa dahi araçlarda benzin ve motorin, konutlarda ise doğal gaz kullanımı sürdükçe elektrifikasyon oranında kayda değer bir artış sağlanamıyor.
Bu nedenle politika yapıcıların elektrikli araçlar, ısı pompaları ve endüstriyel elektrifikasyon gibi talep yönlü teknolojileri teşvik eden yasal ve ekonomik düzenlemeleri hızla devreye alması gerekiyor. Artacak elektrik talebini taşıyabilmek adına iletim hatlarının güçlendirilmesi, şebeke esnekliği ve enerji depolama çözümleri sistemin omurgasını oluşturuyor.
Türkiye 2035 Öngörülerini Aşabilir
Türkiye cephesinde ise yeşil enerji üretimi hızla ivme kazanıyor. 2015’te rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payı yüzde 4,5 iken, günümüzde bu oran yüzde 22 seviyesine ulaştı. Toplam enerji tüketiminde elektriğin payı ise yüzde 21,8 düzeyinde bulunuyor.
Türkiye Ulusal Enerji Planı’nda 2035 için öngörülen 510 teravatsaatlik elektrik tüketimi, sanayi ve ulaşımda elektrifikasyonun hızlanmasıyla birlikte tahminlerin çok daha üzerine çıkabilir. Ülkenin 2035 yılına kadar rüzgar ve güneşte 120 gigavatlık kurulu güce ulaşma vizyonu, sisteme her yıl yaklaşık 9 gigavat ilave kapasite kazandırılmasını gerektiriyor.
Avrupa'nın En Büyük Batarya Portföyü Türkiye'de
Dönüşümün sürdürülebilirliği noktasında Türkiye, 33 gigavatlık batarya depolama proje stokuyla Avrupa’nın en büyük kapasitesine sahip ülkesi konumunda yer alıyor. Ancak bu potansiyelin fiili yatırıma dönüştürülmesi sürecinde bürokratik ve operasyonel hızlanmaya ihtiyaç duyuluyor.
Uzmanlar, şebekelerde tahsis edilmiş fakat henüz yatırıma dönüşmemiş atıl kapasitelerin serbest bırakılmasının yeni yeşil enerji yatırımlarının önünü açacağını, üretim, depolama ve şebeke altyapısının eş zamanlı olarak planlanmasının kritik olduğunu vurguluyor.
Antalya’daki COP31 Zirvesi Fırsata Dönüşebilir
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Değişikliği Konferansı, elektrifikasyon hedeflerini küresel ölçekte finanse etmek ve uluslararası işbirliklerini hayata geçirmek için kritik bir zemin sunuyor. "35’te 35" vizyonunun büyük ekonomilerin taahhütlerine ve Ulusal Katkı Beyanlarına (NDC) dahil edilmesi hedeflenirken, Antalya zirvesinin kağıt üzerindeki vaatleri somut yatırımlara dönüştüren küresel bir uygulama platformu olması bekleniyor.