Türkiye, küresel iklim diplomasisinin merkez üssü olmaya hazırlanan Antalya’daki BM İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde, enerji geleceğine yön verecek stratejik bir yol ayrımında bulunuyor. Küresel ölçekte 2035 yılına kadar elektrifikasyon oranını yüzde 35 seviyesine taşıma taahhüdünü uluslararası gündeme taşıyan Türkiye için yayımlanan yeni bir bağımsız analiz, mevcut teknolojilerin doğru seferber edilmesi durumunda nihai enerji tüketiminin yüzde 85’inin elektrikle karşılanabileceğini ortaya koydu.
Londra merkezli bağımsız enerji düşünce kuruluşu Ember tarafından hazırlanan çalışma, üretim kanadında rüzgar ve güneşle yakalanan ivmenin tüketim tarafında radikal bir dönüşümle taçlandırılması gerektiğini gösteriyor.
Mevcut Tablo: Tüketimde Yüzde 22, Potansiyelde Yüzde 85
Verilere göre Türkiye’de nihai enerji tüketiminde elektriğin payı şu anda yüzde 22 seviyesinde seyrediyor. Bu oran küresel ve Avrupa Birliği ortalamalarıyla başa baş bir çizgiye işaret ederken, yüzde 28 bandına ulaşan Asya pazarının gerisinde kalıyor.
Sektörel ölçekte ise tablo farklı dinamikler barındırıyor:
Binalar: Elektrik tüketim payı yüzde 32 bandında,
Sanayi: Elektriğin kullanım oranı yüzde 30 düzeyinde,
Ulaşım: Elektriğin payı henüz yüzde 1 eşiğini aşabilmiş değil.
Buna karşılık teknolojik altyapı analiz edildiğinde; konut ve ticari binalardaki enerji ihtiyacının tamamının, ulaşım sektörünün yüzde 96’sının ve sanayi süreçlerinin yüzde 58’inin doğrudan elektrikli sistemlere geçiş kabiliyetine sahip olduğu belirlendi.
Temiz Enerji Üretimi Arttı, Tüketim Fosil Yakıtlara Takıldı
Türkiye son 10 yıllık periyotta rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payını yüzde 4,5 seviyesinden yüzde 22’ye çıkararak dikkate değer bir dönüşüme imza attı. Ancak 1990 yılından bu yana elektrik talebi 7 kat artmasına rağmen, nihai enerji tüketimindeki fosil yakıt ağırlığı yüzde 70 gibi yüksek bir platoda takılı kaldı.
Son 11 yılda elektrifikasyon payındaki artışın yalnızca 1,3 puanla sınırlı kalması, 2035 yılı için konulan yüzde 35 hedefi doğrultusunda sürecin 10 kat daha hızlı işletilmesini zorunlu kılıyor. Mevcut politika ve yatırımların aynı hızla devam etmesi halinde 2035’te ancak yüzde 24 seviyesine ulaşılabileceği, bu durumun da hedeflerin gerisinde kalınması anlamına geleceği vurgulanıyor.
Her 1 Puanlık Artış Ne Anlama Geliyor?
Elektrikli teknolojilerin enerji verimliliği alanında sağladığı üstünlük, dönüşümün çarpan etkisini güçlendiriyor. Analize göre, ulusal elektrifikasyon oranında kaydedilecek her 1 puanlık artış:
Trafiğe çıkacak 5,7 milyon yeni elektrikli araca veya
Isınmada fosil yakıtları terk ederek ısı pompasına geçen 2,5 milyon haneye denk geliyor.
Özellikle konut tarafında fosil yakıtlı kazan ve kombilerden ısı pompalarına geçişin tek başına ulusal elektrikleşme oranına 11 puanlık doğrudan katkı sağlayacağı ve en kritik yapı taşı olacağı ifade ediliyor.
"Yenilenebilir Güç Ekonominin Damarlarına Yayılmalı"
Raporu kaleme alan Ember Kıdemli Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş, Türkiye'nin rüzgar ve güneş kurulu gücünü üç katına çıkarma vizyonunun elektrifikasyon için güçlü bir sıçrama tahtası sunduğuna dikkat çekiyor. Gümüş, hedeflere ulaşılabilirlik şartını şu değerlendirmeyle özetliyor:
"Türkiye temiz elektrik üretiminde sağlam bir temel inşa etti. Ancak bu kazanımın somut bir ekonomik faydaya ve enerji bağımsızlığına dönüşmesi için üretilen elektriğin fabrikalarda, araçlarda ve hanelerde petrol, kömür ve doğal gazın yerini alması şart. 2035’te yüzde 35 hedefine ulaşmak, fosil kaynakların yükünü elektriğe devretmek anlamına geliyor. Doğru teşvikler, altyapı adımları ve sektörel yol haritalarıyla Türkiye hem ithal yakıt faturasını hafifletebilir hem de enerji arz güvenliğini kalıcı olarak perçinleyebilir."