Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) tasfiye kararı aldığı fonların finansal piyasalardaki yankıları sürerken, sürecin reel sektöre ve tedarik zincirine olası etkileri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından detaylı biçimde masaya yatırıldı. TCMB’nin resmi blogu Merkezin Güncesinde yayımlanan analize göre, tasfiye kapsamına giren fonlarda reel sektör şirketlerine ait yaklaşık 116 milyar liralık kaynak bulunuyor. Ancak veriler, yüksek risk maruziyetine sahip firmaların ekonomideki genel ağırlığının oldukça sınırlı olduğunu ve ticari kredi kanallarının açık kaldığını gösteriyor.
Varlıkların Dağılımı ve Sektörel Görünüm
Merkez Bankası uzmanlarının hazırladığı çalışmada, 15 Eylül itibarıyla yaklaşık 3 bin reel sektör kuruluşunun tasfiye sürecindeki fonlarda doğrudan yatırımı olduğu belirlendi. 1 milyon TL'lik analiz eşiğinin altındaki küçük ölçekli portföyler de hesaba katıldığında, firma sayısının 4 bin 500’e, toplam varlık tutarının ise 116,2 milyar TL’ye ulaştığı kaydedildi.
Söz konusu kaynağın portföy kırılımında dengeli bir yapı öne çıkıyor:
57 Milyar TL: Para piyasası fonları
59 Milyar TL: Hisse senedi ve diğer yatırım fonları
Analiz, yatırımların tek bir sektöre yığılmadığını; sanayi, ticaret ve hizmet gibi farklı iş kollarında dağılım gösterdiğini ortaya koyuyor.
Fon Mağduru Firmaların Makro Ekonomideki Gerçek Payı Ne?
Piyasalarda en çok merak edilen konulardan biri, bu fonlara kaynak bağlayan firmaların genel üretim, dış ticaret ve istihdamdaki payıydı. TCMB verileri, tasfiye sürecinden etkilenen şirketlerin makroekonomik büyüklükler içindeki ağırlığının sistemik bir tehdit yaratmayacak ölçekte olduğunu belgeliyor.
İlgili firmaların reel sektör toplamındaki payları şu şekilde sıralanıyor:
Toplam Aktifler: Yüzde 1,2
İhracat: Yüzde 1,1
Toplam Ciro: Yüzde 0,9
Ticari Kredi Hacmi: Yüzde 0,9
İstihdam: Yüzde 0,6
Çalışmada, fon yatırımları dönen varlıklarının yüzde 50'sini aşan firmalar "yüksek maruziyetli" olarak tanımlandı. Bu kritik grupta yer alan şirketlerin toplam istihdam ve cirodaki payının sadece on binde 3 (yüzde 0,03), toplam ticari kredilerdeki payının ise on binde 2 (yüzde 0,02) düzeyinde kalması dikkat çekti.
Tedarik Zincirinde Bulaşma Riski Var mı?
Likiditesi kilitlenen şirketlerin tedarikçileri üzerinde domino etkisi yaratıp yaratmayacağı da araştırmanın odak noktalarından biri oldu. Analize göre, cirosunun yüzde 5’ten fazlasını bu fonlarda yatırımı bulunan şirketlere mal ve hizmet satarak elde eden tedarikçiler; toplam istihdamın yüzde 1,2’sini, cironun ise yüzde 1,5’ini temsil ediyor. Düşük riskli firmalar hariç tutulduğunda bu oranların çok daha aşağı seviyelere indiği, dolayısıyla tedarik kanalları üzerinden yayılabilecek doğrudan etkinin sınırlı kalacağı vurgulandı.
Bankacılık Sektörü ve Krediye Erişim Sınavı
Tasfiye kararlarının ardından reel sektörün finansman damarlarının açık kalıp kalmadığına yönelik inceleme, bankacılık sisteminin işlevini koruduğunu gösterdi. Araştırmaya göre, fonlarda yatırımı bulunan şirketler bankalar aracılığıyla kısa vadeli Türk lirası finansmanı temin etmeye devam etti ve toplam kredi kullanımındaki paylarını korudu.
Kredi maliyetlerinde ise piyasa ortalamalarına kıyasla istatistiksel açıdan belirgin bir sapma gözlenmedi. TCMB’nin Ekim başında devreye aldığı likidite yönetimi adımlarının ve makrofinansal istikrar önlemlerinin, firmaların krediye erişimini desteklemede kritik bir tampon sağladığı ifade edildi.
"Risk Bütünsel Olarak İzlenmeli"
Rapor, makro risklerin sınırlı olmasının münferit firmaların yaşayabileceği likidite sıkıntılarını tamamen ortadan kaldırmadığı uyarısında bulunuyor. Finansman koşullarındaki olası sıkılaşmaların, varlık fiyatlarındaki oynaklığın ve güven kaybının yatırım-tüketim dengesi üzerindeki etkilerinin yakından izlenmeye devam edeceği kaydedilirken; fon tasfiyelerindeki şeffaf ve hızlı ilerlemenin reel sektör üzerindeki yükü daha da hafifleteceği belirtiliyor.