ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) küresel finans sistemine erişimini kısıtlayacak kapsamlı önlemler hazırlarken; uluslararası hukuk dünyası, Brüksel’in takındığı pasif tutumu sert bir dille eleştiriyor. Uzmanlar, Avrupa Birliği’nin (AB) elindeki en güçlü hukuki kalkan olan "Engelleme Mevzuatı"nı işleterek küresel adalet mekanizmasını koruması gerektiğini belirtiyor.
Washington’ın savaş suçu iddialarıyla yargılanan kendi personelini ve İsrail gibi yakın müttefiklerini koruma altına alma gayreti, uluslararası yargı organlarını hedef alan yaptırım hamleleriyle yeni bir boyuta ulaştı. Uluslararası hukuku baypas eden bu girişimlere karşı AB organlarının verdiği basmakalıp ve zayıf tepkiler ise hem hukukçularda hem de uluslararası kamuoyunda derin bir hayal kırıklığı yaratmış durumda.
"Adaleti Engelleme Suçu İşleniyor"
Uluslararası insan hakları camiasının önde gelen isimlerinden Kenneth Roth, Washington yönetiminin UCM personelini görevlerinden ötürü tehdit eden adımlarının, mahkemenin kurucu belgesi olan Roma Statüsü’nün 70. maddesini açıkça ihlal ettiğini savundu. Roth, mahkemenin özellikle Filistin ve Gazze bağlamındaki davalar üzerinden yargı yetkisine sahip olduğuna dikkat çekerek, adaletin tecellisini engellemeye çalışan ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi üst düzey isimlerin UCM tarafından yargılanabileceğine işaret etti.
AB’nin bu baskılar karşısında pasif kalmasını eleştiren Roth, Birlik üyesi ülkelerin "Engelleme Mevzuatı"nı harekete geçirmeyerek adalet yerine finansal kaygıları öncelediğini belirtti. Özellikle UCM’ye ev sahipliği yapan Hollanda’daki bankaların, Washington’ın misilleme yapacağı korkusuyla çekimser davrandığını vurgulayan Roth, bu durumun küresel adaletin önüne ticari çıkarların koyulduğunu gösterdiğini dile getirdi.
"Zayıf Açıklamalar Bağımsızlığı Tehdit Ediyor"
Uluslararası Ceza Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Sergey Vasiliev de AB’nin tutumunun Maastricht Antlaşması ile üstlendiği uluslararası hukuka saygı ilkesinin çok gerisinde kaldığını belirtti. ABD’nin Roma Statüsü’ne taraf olmamasının ona UCM’yi zayıflatma yetkisi vermediğini hatırlatan Vasiliev, uygulanan yaptırımları "yargı ve savcılık bağımsızlığına yapılmış doğrudan bir saldırı" şeklinde nitelendirdi.
Vasiliev, Taraf Ülkeler Asamblesi üyesi olan ve mahkemeyi finanse eden Avrupa devletlerinin, ABD’nin bu müdahalelerini kendi egemenlik haklarına bir tecavüz olarak değerlendirmeleri gerektiğinin altını çizdi.
Çözümün Adı: “Engelleme Mevzuatı”
Peki, AB’nin elindeki en önemli koza olan Engelleme Mevzuatı ne anlama geliyor?
İlk olarak 1996 yılında ABD’nin Küba, İran ve Libya’ya yönelik tek taraflı ambargolarına karşı Avrupalı şirketleri korumak amacıyla tasarlanan bu düzenleme, üçüncü ülkelerin hukuka aykırı kararlarının AB sınırları içinde uygulanmasını engelliyor. En son 2018 yılında Washington'ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin ardından güncellenerek yürürlüğe sokulan mekanizma; Avrupalı banka, sigorta ve finans kurumlarının yaptırımlara uymasını yasaklıyor.
Uzmanlar, AB Komisyonu’nun bu mevzuatı UCM personeli ve ilgili finansal kurumlar için derhal işletmesi gerektiğini savunuyor. Aksi halde, gözdağı verme girişimlerine karşı kararlı bir direniş gösterilmezse, yakın gelecekte ne bağımsız bir Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden ne de evrensel adalet ilkelerinden bahsetmenin mümkün olacağı uyarısı yapılıyor.