Washington’da Diplomasi Rüzgarı Eserken Senato’dan Savaş Yetkileri Tasarısına Geçit Yok
ABD ile İran arasında yürütülen diplomatik temasların ardından gözlerin çevrildiği Senato oylamasında, Başkan’ın askeri yetkilerini sınırlandırmayı hedefleyen kritik tasarı kıl payı reddedildi. Tahran ile varılan mutabakatın gölgesinde gerçekleşen oylama, Washington'daki güç dengelerini bir kez daha ortaya koydu.
ABD siyasetinde uzun süredir tartışma konusu olan ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri hamlelerini Kongre denetimine tabi tutmayı amaçlayan "savaş yetkileri" tasarısı, Senatoda yapılan oylamada bir kez daha baraja takıldı. Washington ve Tahran yönetimlerinin küresel ölçekte yankı uyandıran barış mutabakatının hemen ardından yapılan oylama, beklentilerin aksine reddedildi.
Tek Oy Farkla Gelen Ret Kararı
İran’a yönelik operasyonların başlamasından bu yana Kongre gündeminden düşmeyen yasa tasarısı için Senatörler dün bir kez daha sandık başına gitti. 15 Haziran’da iki ülke arasında sağlanan uzlaşmanın hemen arkasından yapılan bu kritik oylamada, uzlaşma ikliminin Kongreye yansıması beklense de sonuç farklı oldu. Tasarı, 47 "evet" oyuna karşılık 48 "hayır" oyu alarak salt çoğunluğu sağlayamadı ve parlamento duvarını aşamadı. Oylamada bazı Cumhuriyetçi senatörlerin de Demokratlarla birlikte hareket ederek tasarı lehine oy vermesi dikkat çekti ancak bu destek de kabul için yeterli olmadı.
Tarihi Savaş Yetkileri Yasası Nedir?
ABD siyasi tarihinde önemli bir yer tutan 1973 tarihli "Savaş Yetkileri Yasası", Beyaz Saray’ın askeri güç kullanma tekeline karşı Kongreye güçlü bir denetim mekanizması sunuyor. Yasaya göre ABD Başkanı, herhangi bir ülkeye yönelik askeri operasyon kararı aldığında bunu önceden Kongrenin onayına sunmak ve parlamentoyu bilgilendirmekle yükümlü tutuluyor. Aynı zamanda yasa, parlamentonun onay vermediği çatışma bölgelerinden Amerikan askerlerinin en geç 60 gün içinde geri çekilmesini zorunlu kılıyor. Dün reddedilen tasarı, bu kanunun mevcut İran krizi üzerinde katı bir şekilde uygulanmasını öngörüyordu.
İsviçre'de Tarihi İmza Bekleniyor
Senatodaki bu hareketliliğin arkasında ise Orta Doğu’da kartları yeniden karacak nitelikte bir diplomasi trafiği yatıyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından 15 Haziran'da yapılan açıklamada, tarafların Lübnan dahil tüm cephelerde silahları susturacak kapsamlı bir mutabakata vardığı duyurulmuştu.
Süreci doğrulayan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, resmi mutabakat zaptının 19 Haziran’da İsviçre’de imzalanacağını ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump ise barış anlaşmasının tamamlandığını doğrulayarak, krizin merkez üssü konumundaki Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticarete açılacağını ve deniz ablukasının derhal kaldırılacağını kaydetti.
İsrail Cephesinde Çatlak Sesler
Washington ve Tahran arasındaki bu yumuşama, Tel Aviv yönetiminde ise ciddi bir rahatsızlığa yol açtı. Barış planının Lübnan’ı da kapsam içerisine alması İsrail siyasetinde tartışmaların fitilini ateşledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, yaptıkları ortak açıklamalarda Lübnan'ın güneyinde işgal altında tuttukları bölgelerden kesinlikle çekilmeyeceklerini vurgulayarak mutabakata meydan okudu.