Business Ekonomi Dünya Küresel savaşın ardından büyük uzlaşı: ABD ve İran masada el sıkıştı

Küresel savaşın ardından büyük uzlaşı: ABD ve İran masada el sıkıştı

ABD ve İsrail'in askeri müdahalesiyle sarsılan Ortadoğu'da, Washington ve Tahran arasında sağlanan mutabakat tarihi imza aşamasına geldi; ancak Lübnan ve Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlikler kırılganlığı artırıyor.

Küresel savaşın ardından büyük uzlaşı: ABD ve İran masada el sıkıştı
KAYNAK: (AA)

Küresel Diplomaside Tarihi Eşik

ABD ve İsrail’in askeri operasyonlarıyla tırmanan Ortadoğu’daki büyük kriz, tarafların İsviçre’de masaya oturmaya hazırlanmasıyla yeni bir evreye taşındı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından dünyaya ilan edilen uzlaşı, tüm cephelerde askeri hareketliliğin kalıcı olarak durdurulmasını öngörüyor. Ancak cuma günü İsviçre’de atılması beklenen resmi imzalar öncesinde, mutabakatın can damarı niteliğindeki bazı kritik başlıklar üzerindeki sis perdesi henüz aralanabilmiş değil.

Medya kulislerine sızan 14 maddelik taslak metin; deniz ablukasının kaldırılmasından nükleer taahhütlerin yenilenmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsasa da sahadaki açıklamalar diplomatik bir satranç oynandığını gösteriyor.

Hürmüz Boğazı’nda "Ücretsiz Geçiş" ve "Hizmet Bedeli" Çatışması

Mutabakatın küresel ekonomiyi ve enerji piyasalarını en doğrudan ilgilendiren maddesi, şüphesiz Hürmüz Boğazı’nın statüsü oldu. ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaretin güvenliği için hayati önem taşıyan boğazın "ücretsiz ve kalıcı olarak" trafiğe açılacağını duyururken, Tahran kanadından bu teze şerh düştü.

İran Dışişleri Bakanlığı, boğazda sunulan lojistik ve güvenlik hizmetlerinin bir bedeli olması gerektiğini savunuyor. İran basınına yansıyan taslak metinlerde ise Hürmüz Boğazı’ndan ücret toplama yetkisinin yalnızca bölge ülkeleri İran ve Umman’a ait olduğu, üçüncü tarafların bu mekanizmaya müdahale edemeyeceği vurgulanıyor. Bu durum, stratejik su yolunun kontrolü konusunda tarafların henüz tam bir mutabakata varamadığını ortaya koyuyor.

İsrail’den Washington’a "Sömürge Değiliz" Çıkışı ve Lübnan Çıkmazı

Anlaşmanın en kırılgan zeminini ise Lübnan cephesi oluşturuyor. Pakistan kanadı askeri operasyonların tamamen sona erdiğini duyursa da İsrail hükümetindeki aşırı sağcı kanat bu uzlaşıya sert tepki gösterdi. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Trump’ın imzalayacağı bir metnin kendilerini bağlamayacağını belirterek "Biz ABD’nin sömürgesi değiliz" çıkışında bulundu.

İsrail Savunma Bakanlığı ise Washington-Tahran mutabakatına rağmen Güney Lübnan, Suriye ve Gazze’deki işgal noktalarında askeri varlıklarını ucu açık bir süre daha koruyacaklarını ilan etti. Nitekim masada barış konuşulurken İsrail ordusunun Beyrut ve çevresine yönelik hava saldırılarına devam etmesi, ABD’nin bu mutabakatı müttefiki adına ne kadar garanti edebileceği sorusunu doğuruyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise sürecin başarısının tamamen ABD'nin taahhütlerine sadık kalmasına bağlı olduğunu hatırlatıyor.

Nükleer Sınır ve 300 Milyar Dolarlık Yeniden İmar Fonu

Trump yönetimi, yeni dönemde İran’ın nükleer silah geliştirmesini kesin olarak engelleyecek mekanizmalar üzerinde ısrarcı. Washington, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 15 ila 20 yıl süreyle askıya almasını denerken, İran cephesi yükümlülüklerinin yalnızca yüzde 60 oranındaki mevcut stokların seyreltilmesiyle sınırlı kalacağını belirtiyor.

Ekonomik boyutta ise İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ilk aşamada masada yer alıyor. Ancak en dikkat çekici iddia, savaşın yaralarını sarmak adına kurulması planlanan 300 milyar dolarlık "Kalkınma ve Yeniden İmar Fonu". Resmi makamlarca henüz yalanlanmayan bu fon, uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından örtülü bir "savaş tazminatı" formülü olarak yorumlanıyor.

Vekil Güçler ve Füze Programı Masada mı?

ABD ve İsrail diplomasisinin uzun süredir en büyük tehdit olarak gördüğü İran’ın bölgesel vekil güçleri ve balistik füze programı ise bu mutabakatın en büyük bilinmeyeni. Tahran, ulusal savunma stratejisinin parçası olan bu iki unsuru hiçbir şekilde müzakere etmeyeceğini daha önce kesin bir dille duyurmuştu.

İsviçre'deki imza töreninden sonra başlayacak 60 günlük ikinci müzakere süreci, hem bu askeri dengelerin hem de ekonomik kalkınma modellerinin geleceğini belirleyecek. Dünyanın kilitlendiği 19 Haziran tarihi, Ortadoğu'da yeni bir barış döneminin kapısını mı aralayacak yoksa yeni bir diplomatik krizin fitilini mi ateşleyecek, hep birlikte göreceğiz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız