Afrika, Eski Sömürgeci Güçlerden Hak Adaleti Arıyor
Afrika kıtası, yüzyıllar boyu maruz kaldığı sistematik yağma, insan gücü gaspı ve ekonomik yıkımın izlerini silmek için uluslararası arenadaki en büyük hukuk ve diplomasi mücadelesini yürütüyor. Yalnızca sembolik jestlerle veya içi boşaltılmış özür dileme metinleriyle yetinmek istemeyen onlarca Afrika ülkesi, eski sömürgeci Batılı devletlerin karşısına bu kez çok daha organize ve kararlı bir stratejiyle çıkıyor.
Sürecin salt bir geçmişle yüzleşme ritüeli olmaktan çıktığını belirten uzmanlar, konunun artık doğrudan Afrika-Avrupa ilişkilerinin geleceğini, küresel finansal dengeleri ve jeopolitik ortaklıkları tayin edecek bir ekonomik pazarlık sürecine evrildiğine dikkat çekiyor.
BM Kararı Dönüm Noktası
Afrika’nın yaklaşık 35 yıldır ilmek ilmek ördüğü hak arayışı, son dönemde uluslararası kurumlardan gelen stratejik desteklerle hukuki ve siyasi bir meşruiyet zırhına büründü. Afrika Birliği’nin (AfB) attığı stratejik adımların yanı sıra, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun transatlantik köle ticaretini "insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri" olarak kabul etmesi, rüzgarı tamamen tersine çevirdi.
Gana’nın öncülüğünde hazırlanan ve 123 ülkenin güçlü desteğiyle kabul edilen bu tarihi BM deklarasyonu, bağlayıcı bir yaptırım içermese de küresel kamuoyunda "onarıcı adalet" kavramının zeminini sağlamlaştırdı. Bu doğrultuda Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama’nın liderliğinde kurulan Onarıcı Adalet Küresel Danışma Kurulu ve Kültürel Eserlerin İadesi Uzman Kurulu gibi mekanizmalar, Batı üzerindeki diplomatik baskıyı kurumsallaştırma yolunda kritik hamleler olarak öne çıkıyor.
Kara Kıtanın Talebi Sadece Para Değil
Batı medyasında konunun sadece nakit transferi üzerinden tartışılmasına tepki gösteren Afrikalı liderler, masadaki taleplerin çok boyutlu bir kalkınma ve onarım paketi olduğunu vurguluyor. Gana, Nijerya, Senegal, Benin, Sierra Leone ve Angola gibi köle ticaretinin demografik ve sosyo-ekonomik darbesini bugün bile hisseden Batı Afrika ülkelerinin öncelikli talepleri şu şekilde sıralanıyor:
Tarihi Suçların Tanınması ve Resmi Özür: Sömürge döneminde işlenen insanlık suçlarının hukuki olarak kayda geçmesi.
Borç Hafifletme ve Finansal Destek: Kıtanın sanayileşmesini bilinçli olarak engelleyen yapılara karşı borçların silinmesi ve özel kalkınma fonlarının kurulması.
Teknoloji Transferi: Modern dünyayı yakalamak adına teknolojik altyapı paylaşımları.
Çalınan Kültürel Mirasın İadesi: Avrupa müzelerinde sergilenen ve kıtanın hafızasını oluşturan binlerce tarihi eserin (Benin Bronzları vb.) ivedilikle anavatanına geri getirilmesi.
Kıtanın farklı bölgelerinde ise daha spesifik trajediler adalet bekliyor. Namibya, Alman sömürge yönetimi altında soykırıma uğrayan Herero ve Nama halkları için gerçek bir adalet talep ederken; Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Belçika Kralı II. Leopold döneminde yaklaşık 10 milyon insanın hayatına mal olan vahşetin hesabını sormaya devam ediyor. Kenya'da İngilizlerin Mau Mau isyanı sırasında yaptığı işkenceler ve Zimbabve'de yerel halkın ellerinden zorla alınan topraklar da bu büyük dosyanın en ağır yapı taşlarını oluşturuyor.
İngiltere ve Fransa Mali Sorumluluktan Kaçıyor
Afrika’nın bu kararlı blok duruşu karşısında Avrupa başkentlerinde ise tam bir stratejik kafa karışıklığı ve sessiz bir panik hakim. Eski sömürgeci güçler, geçmişin ahlaki sorumluluğunu kelimelerle geçiştirmeye çalışırken, işin ucu mali yükümlülüklere geldiğinde ayak diretiyor.
İngiltere, köle ticaretindeki tarihi rolüne dair üzüntülerini bildirse de bugünkü nesillere geçmişin hukuki ve mali faturasının kesilemeyeceğini savunarak tazminat taleplerine kapıyı kapatıyor; çözümü yalnızca "kalkınma yardımları" maskesi altında sunmak istiyor. Fransa da benzer şekilde kültürel diplomasi ve hafıza çalışmalarına odaklanıp, Karayipler ve Afrika’dan yükselen milyarlarca dolarlık tazminat taleplerini görmezden gelmeyi tercih ediyor.
Portekiz, geçmişteki rolünü itiraf etmesine rağmen resmi bir ödeme planının gündemlerinde olmadığını belirtirken, İspanya ise konuyu tamamen sessizlikle geçiştirmeye çalışıyor. Avrupa cephesinde nispeten en somut adımı atan Almanya, Namibya katliamlarını soykırım olarak tanıyıp 1,1 milyar avroluk bir destek paketi açıklamış olsa da bu paranın hukuki bir "tazminat" statüsünde olmadığının altını çizerek gelecekteki olası davaların önünü kesmeye çalışıyor.
Geleceğin Dünyasını Şekillendirecek Diplomatik Savaş
Uluslararası hukuk normlarında geçmişe dönük doğrudan mali yaptırım uygulayacak hazır bir mekanizmanın bulunmaması, Afrika ülkelerini çok daha esnek ve etkili bir yola sevk etti: Siyasi baskı ve küresel kamuoyu diplomasisi.
Afrika Birliği ve Karayip Topluluğu'nun (CARICOM) omuz omuza vererek yürüttüğü bu tarihi ittifak, sömürgecilik mirasının sadece bir tarih kitabı detayı olmadığını, bugünkü küresel yoksulluğun ve adaletsizliğin kök nedeni olduğunu tüm dünyaya kanıtlamakta kararlı görünüyor. Önümüzdeki yıllarda Avrupa ile Afrika arasında yapılacak her siyasi ve ticari zirvede, masanın en sıcak ve kaçınılmaz maddesi bu yüz yıllık hesaplaşma olacak.