Business Ekonomi Yazarlar Liderlik bir pozisyon değil, bir eylemdir

Liderlik bir pozisyon değil, bir eylemdir

Liderlik bir pozisyon değil, bir eylemdir

Lider olunur mu, doğulur mu? sorusu, liderlik üzerine yapılan tartışmaların en eski sorularından biridir. Ben doğru sorunun “Lider olunur mu, doğulur mu?” değil, “Bir insanda liderlik nasıl ortaya çıkar?” olması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü liderlik, yalnızca bir makam, unvan veya yetki değildir. Bir kartvizitte yazan “yönetici”, “direktör” ya da “başkan” kelimesi kişiyi lider yapmaz. Liderlik, başkalarının sizi takip etmek zorunda olmasıyla değil, sizi takip etmeyi istemesiyle ilgilidir.

Bazı insanların doğuştan liderliğe yatkın kişilik özellikleri olabilir. Örneğin Enneagram’da Tip 8 özelliği taşıyan kişiler. *¹ Doğal olarak daha cesurdur, kimisi daha kolay iletişim kurar, kimisi kriz anlarında soğukkanlılığını korur. Ancak bu özelliklerin varlığı liderlik için yeterli değildir. Liderlik yalnızca karakter özelliklerinden de oluşmaz; aynı zamanda tercihlerden, davranışlardan ve sorumluluk almaktan oluşur. İşte bu nedenle liderliğin sonradan ortaya çıkıp, isteyerek geliştirilebileceğinden yanayım.

John C. Maxwell bu düşünceyi oldukça yalın bir biçimde şu sözlerle ifade ediyor:

“Liderlik etkidir; daha fazlası değil, daha azı da değil.”

Gerçek liderliğin atanamayacağını veya verilemeyeceğini, ancak etki yoluyla kazanılabileceğini vurguluyor.

Bu nedenle liderlik bir isim değil, fiildir.

Bir insanın lider olup olmadığını anlamak için öncelikle bulunduğu koltuğa değil, etrafındaki insanların davranışlarına bakmak gerekir. İnsanlar onun yanında kendilerini daha güçlü mü hissediyor? Fikirlerini özgürce ifade edebiliyorlar mı? Zor zamanlarda ona güveniyorlar mı? Bir hedefin peşinden giderken kendilerini değerli ve sorumlu hissediyorlar mı? İşte liderlik buralarda başlıyor.

Liderlikle ilgili liderler tarafından söylenmiş pek çok tanım ve söz var. Benim en çok sevdiğim sözlerden biri ise Bill Gates’in şu sözü “Önümüzdeki yüzyıla baktığımızda, liderler başkalarını güçlendiren kişiler olacak.” sözü. Bu söz, geleceğin liderliğinde bencillikten çok paylaşımcılığın ve çok sesliliğin öne çıkacağını düşündürüyor. Lider, elindeki gücü paylaşırken aynı zamanda farklı görüşlere de alan açacak; başkalarının katkısıyla kendisi de güçlenecek ve elde ettiği gücü yeniden paylaşacak. Daha demokratik ve eşitlikçi bir güç dengesi, yeni liderlerin ortaya çıkmasını sağlayacak. Ancak başkalarını da güçlendirirse lider, güçlü sayılacak ve başarılı olacak. Yazımın başlığı “Liderlik bir pozisyon değil, bir eylemdir” diyen Donald McGannon’a ait. Liderlikle ilgili de tüm sözler söylenmiş, her yol denenmiş gibi görünse de Yunus Emre Divanı’nda söylediği gibi ‘Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası’ derken dünya yeni liderlerini bekliyor adeta…

Her başarının arkasında bir lider var mıdır?

Başarıyı tek bir kişinin liderliğiyle açıklamak kolaydır. Oysa büyük ve kalıcı başarılar çoğu zaman tek bir kişiden çok daha fazlasına ihtiyaç duyar. Her başarının arkasında mutlaka tek bir lider olmayabilir; fakat çoğu kalıcı başarının arkasında güçlü bir liderlik kültürü vardır.

Çünkü büyük işler genellikle tek bir kişinin çabasıyla ortaya çıkmaz. Bir takımın, bir topluluğun, bir şirketin veya bir projenin başarısı; ortak bir amaç etrafında insanların birbirine güvenmesiyle mümkün olur.

İyi bir lider, “Ben yaptım” demekten çok “Biz başardık” diyebilendir.

Burada liderliğin önemli bir paradoksu da ortaya çıkar. İyi lider, kendisini vazgeçilmez hâle getirmeye çalışmaz. Aksine, başkalarının da liderlik yapabileceği bir ortam oluşturur.

John C. Maxwell’in liderlik anlayışında da insanların gelişimine yatırım yapmak önemli bir yere sahiptir. Ona göre etki kazanmanın yollarından biri insanlara zaman ayırmak ve onların gelişimine yatırım yapmaktır.

Dolayısıyla gerçek liderlik, insanların üzerine çıkmak değil, insanların yükselmesine yardımcı olmaktır.

Bir insan doğuştan çok karizmatik olabilir ama insanlara güven vermeyebilir. Çok zeki olabilir ama başkalarının fikirlerini dinlemeyebilir.

Çok başarılı olabilir ama ekibinin gelişmesine katkı sağlamayabilir.

Çok güçlü bir makamda bulunabilir ama arkasından kimse gelmeyebilir.

Bu yüzden bana göre liderliği yalnızca “doğuştan gelen bir özellik” olarak görmek, liderliği gereğinden fazla romantikleştirmek olur.

Liderlik, tekrar tekrar yapılan küçük seçimlerin sonucunda ortaya çıkar:

Sorumluluk almak.

Sadece dinlemek değil, çok iyi bir dinleyici olmak.

Hata yaptığında kabul etmek.

Zor zamanda geri çekilmemek.

Başkalarının başarısından rahatsız olmamak.

Doğru bildiğini savunmak.

Gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilmek.

Ve en önemlisi, söylediklerinden önce davranışlarınla örnek olmak.

Liderlik, doğru şeyi yapma cesaretidir

Peter Drucker’ın yönetim ve liderlik arasındaki farkı anlatan meşhur sözü burada oldukça anlamlıdır:

“Yönetim işleri doğru yapmaktır; liderlik ise doğru işleri yapmaktır.”

Bu ayrım, liderliğin neden yalnızca performans veya sonuçlarla ölçülemeyeceğini gösterir.

Bir hedefe çok hızlı ulaşmak, o hedefin doğru hedef olduğu anlamına gelmez.

Liderin görevi yalnızca insanları harekete geçirmek değildir. Nereye gidileceğini sorgulamak da liderliğin sorumluluğudur.

Bazen liderlik, herkes koşarken “Nereye gidiyoruz?” diye sorabilmektir.

Bazen çoğunluğun düşündüğünün aksine konuşabilmek, kısa vadeli kazanç yerine uzun vadeli güveni tercih etmektir.

Ve bazen de en zor karar, hiçbir şey yapmamak değil, doğru olanı yapmak uğruna bedel ödemeyi göze almaktır.

Pozisyon size yetki verir, davranışlarınız size liderlik kazandırır

Bir yöneticiye şirket tarafından yetki verilebilir. Ancak güven verilemez; güven kazanılır.

Bir kişiye ünvan verilebilir. Ancak saygı verilemez; saygı oluşturulur.

Bir insanın altında onlarca kişi çalışabilir. Fakat bu, o insanların onu gerçekten lider olarak gördüğü anlamına gelmez. Bu nedenle pozisyon ile liderlik arasındaki farkı anlamak gerekir.

Makam ya da ünvan, insanlara ne yapacaklarını söyleme gücü verebilir. Liderlik ise insanların neden yapmaları gerektiğini anlamalarını sağlar.

Pozisyon, korkuya dayalı bir itaat oluşturabilir.

Liderlik, güvene dayalı bir bağlılık oluşturur.

Pozisyon sizi öne çıkarabilir.

Liderlik ise başkalarını da ileri taşır.

Bu nedenle liderlik, bir koltuğa oturmakla değil, o koltukta nasıl davrandığınızla ilgilidir.

Asıl liderlik, kimsenin sizi izlemediği anda başlar

Belki de liderliğin en önemli sınavı, kimsenin sizi görmediği anlardır.

Çünkü insanlar izlerken dürüst olmak kolaydır.

Herkes alkışlarken cesur görünmek kolaydır.

Başarı geldiğinde ekibin yanında olmak kolaydır.

Asıl liderlik ise işler kötü gittiğinde ortaya çıkar.

Hata olduğunda sorumluluğu üstlenmekte…

Başarısızlık geldiğinde suçlu aramak yerine ders çıkarmakta…

Kendi çıkarlarınızla grubun çıkarları çatıştığında doğru olanı seçmekte…

Başkalarının başarısını kendi başarınız kadar içtenlikle kutlayabilmekte…

Liderlik tam da bu anlarda bir eyleme dönüşür.

Sonuç: Liderlik bir seçimdir

Sonuç olarak liderlik ne yalnızca doğuştan gelen bir yetenek ne de yalnızca öğrenilen tekniklerin toplamıdır.

Liderlik, her gün yeniden seçilen bir yol, her gün yeniden verilen bir karardır.

Kimi zaman bir toplantıda en çok konuşan kişi değil, en iyi dinleyen kişi, en yüksek makamda oturan değil, sorumluluk almaktan çekinmeyen kişi liderlik eder. Kimi zaman büyük bir vizyon ortaya koyan kişi değil, zor günlerde umudunu koruyan kişi liderlik eder.

Ve kimi zaman liderlik yapan kişinin hiçbir ünvanı bile yoktur.

Çünkü liderlik bir pozisyon değildir.

Liderlik bir eylemdir.

İnsanları etkilemek, onlara ilham vermek, sorumluluk almak, güven oluşturmak ve başkalarının potansiyelini ortaya çıkarmak için bir makam beklemeye gerek yoktur.

Belki de gerçek liderlik, “Ben lider miyim?” diye sormaktan vazgeçip “Bugün kimin hayatında olumlu bir fark yaratabilirim?” diye sormakla başlar.

Çünkü sonunda liderliği belirleyen şey, sahip olduğumuz ünvan değil; bizden sonra bıraktığımız etkidir.

Ve belki de bu yüzden lider olunmaz yalnızca…

Liderlik edilir.

*¹Kaynak: Enneagram ile Kendini Keşfet, İsmail Acarkan, 4. baskı, s. 123–124.