COP31 Antalya için hazırlıklar sürüyor, programlar netleşiyor.
COP31 Antalya’nın Türkiye Başkanı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu yıl gençliği merkeze koyarak konuşuyor.
Gençliğin, tüm başlıklarda süreçlere dahil olacağı, sadece izleyici değil karar mekanizmaları ve uygulamalar içinde de var olması hedefleniyor.
En önemli aşamalardan biri, aslında tüm paydaşlar için geçerli olan, bilgilendirme ve farkındalık.
EPDK kurucu başkanı olarak, enerji sektöründeki gelişmeleri, son 25 yılın vizyon değişimi ile birlikte takip ediyorum.
Özellikle son yıllarda, yeşil dönüşümde temiz enerjinin yeri ve önemi üç ana başlıkla güçlendi:
- Cari açık için olumlu katkısı
- Enerji arz güvenliği
- Ekonomik ve ticari değeri
Son 15 yılda yaklaşık 1 trilyon dolar enerji ithalatına ödediğimiz gerçeği, cari açıkta kendi kaynaklarımıza yönelmenin önemini ortaya koyuyor.
Yılda yaklaşık 67 milyar dolar enerji ithalatına harcanıyor.
Ukrayna – Rusya savaşıyla birlikte, enerji güvenliği meselesinin ne anlama geldiğini herkes öğrenmiş oldu.

Bir de hep vurguladığımız gerçek var: Coğrafya zenginliktir.
Yer altı ve yer üstü zenginlikleri, suyu, güneşi ve rüzgârıyla, olağanüstü değerli bir konumda yaşıyoruz. Potansiyelimize güvenerek yenilenebilir enerji yatırımlarımızı geliştiriyor ve taahhütler oluşturabiliyoruz.
COP ile ilişkisine gelince; iklim krizine neden olan karbon salımı ve sera gazı etkisinin oluşmasında, enerji sektörü, yüzde 72 oranında sorumlu.
En temel hamle, fosil yakıtlardan çıkış. En güçlü alternatif yenilenebilir kaynaklar; güneş ve rüzgâr.
Bu alanın katma değerli ürünü yeşil hidrojen, hem iklim hedefleri hem yeşil dönüşüm hem de ekonomik karşılığı ile çok yönlü fayda sağlayacaktır
Elbette önünde türlü engeller, aşamalar var ve tümü kararlılık sağlandığında aşılabilir.
Sorun çözmenin ilk aşaması, sorunu tespit etmektir.
Yeşil hidrojen için yenilebilir elektrik gerekli.
Ne yazık ki yüksek elektrik fiyatları, hidrojen maliyetini olumsuz etkiliyor.
Elektroliz kurulum fiyatları, her sektör de olduğu gibi, süreç başlangıcında yüksek; yatırım bütçeleri şişiyor.
Avrupa Birliği, Çin ve ABD, yarışı başlatmış durumdalar ve farklı içeriklerle yeşil hidrojen eko sistemini geliştiriyorlar.
AB, Avrupa Hidrojen Omurgası ile dağıtımı planladı.
Almanya ve İngiltere, öncü ülkeler konumundalar; Türkiye, hidrojenli tren lokomotifleri için İngiltere ile anlaşma sağladı.
Almanya, Türkiye’de üretilecek yeşil hidrojenin Almanya’ya ne şekilde iletilebileceğini araştırıyor.
Yeşil amonyak dönüşümünün fizibilitesi, limanların uygunluğu araştırılıyor.
Peki beklenen gelişmenin önünden öncelikle hangi engeller kaldırılmalı?
Türkiye’de yeşil hidrojen ve amonyak yatırımlarının ölçeklenmesi için proje bazlı izin süreçlerinin iyileştirilmesi zorunludur. Ancak bu başlık tek başına yeterli olmayacaktır.
Hidrojenin enerji piyasasındaki hukuki statüsünden boru hattı taşımacılığına, AB ile ticaret uyumundan yangın güvenliğine, karayolu lojistiğinden yenilenebilir elektriğin maliyetine kadar birbirini tamamlayan düzenleyici süreçler sonlanmalıdır.
Hidrojenin mevcut doğal gaz düzenlemelerinden ayrı, bağımsız bir enerji taşıyıcısı olarak hukuken tanımlanması; üretim, lisanslama ve depolamaya ilişkin hidrojene özgü düzenlemelerin oluşturulması gereklidir. Bunun için de öncelikle hidrojene özel bir otorite belirlenmelidir.
Sertifikasyon ve standardizasyon ivedilikle sağlanacak başlıklar olmalıdır. Bunun yolu da yeşil ve düşük karbonlu hidrojen tanımlarının AB düzenlemeleriyle uyumlaştırılması ile açılacaktır. Bir başka önemli atılım, “Yeşil Hidrojen Özel Üretim Bölgeleri” ilan edilmesi olabilir.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, hidrojen çalışmalarına sıcak yaklaşıyor.
Yerli teknoloji üretimine destek veren HAMLE programına elektrolizör üretimi de dahil edilmiştir.
Bu sevindirici gelişme, sektörün teşvik ve destek mekanizmalarını da hareketlendirmiştir.
Bu bölgelerin ilan edilmesi de pekiştirici bir ivme sağlayacaktır.
Bu arada, elektrik fiyatlarının yüksekliği meselesi, aslında beraberinde bir fırsat da oluşturuyor.

Günün belirli saatlerinde sıfır seviyelerine düşen elektrik fiyatları, bu saatlerde ki temiz elektriğin özel PPA’lar yoluyla doğrudan yeşil hidrojen/amonyak üretimine lisanslandırılmasını getirebilir.
Keza YEKDEM kapsamında kurulmuş ve destek süresinin sonuna yaklaşan 9 GW’ın üzerindeki güneş kapasitesi de, özel PPA’lar yoluyla aynı üretime lisanslandırılabilir.
Fiyat, önemli bir belirleyici; ancak aşılabilir süreçler geliyor.
SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması), yeşil dönüşüm, fosil yakıtlardan çıkış gibi hedefleri destekliyor ancak temiz enerjiden uzaklaşanlara da rekabette sıkıntı getiriyor. Büyük resimden uzaklaşmadan, sağduyu ile hareket etmek gerek.
Yeşil dönüşüm bir seçenek değil zorunluluk.
Bu nedenle, COP31 Antalya’da gündemde enerji de yer alıyor.
Antalya’da, ilk programlamaya göre, ikinci gün tamamen enerjiye ayrılmış durumda.
Ulusal, uluslararası kurumlar, özel sektör ve kamunun bütünlüğü içinde neredeyiz, nereye gideceğiz, nasıl yapacağız, ne yapacağız soruları yanıt bulacak. Yeşil hidrojen, bu alanın değerli gündem başlıklarından biridir.
Türkiye’nin, sadece gübre sektörü için yılda yaklaşık 1 milyar dolar amonyak ithal ettiği hesaba katıldığında, yeşil hidrojen türevi olarak yeşil amonyak için de çalışılması akılcı olacaktır.
Yüzdesi giderek artan payı ile temiz enerji üretimimiz, çalışmaların karşılıksız kalmadığını göstermiştir.
Avrupa Birliği başta olmak üzere küresel gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.
Özellikle elektrifikasyon ihtiyacının şiddetli bir büyüme ile karşımıza çıkacağı yakın dönemde, temiz elektrik üretiminin artışı, doğru adımlar ve kararlılıkla, yeşil hidrojen ve türevlerini de ekonomikleştirecektir.
Hep dediğimiz gibi, tüm çabamız, ülkemizin, çocuklarımızın geleceği içindir.