Business Ekonomi Yazarlar Kendi atmosferimizi yanımızda taşıyacağız

Kendi atmosferimizi yanımızda taşıyacağız

Kendi atmosferimizi yanımızda taşıyacağız

Temiz hava, geleceğin abonelik hizmetlerinden biri olabilir mi?

İnsanlık teknolojiyle önce mesafeyi ortadan kaldırdı. Telefonla birbirimize ulaştık. İnternetle bilgiye ulaştık. Akıllı telefonlarla dünyayı cebimize koyduk. Bulut teknolojileriyle verilerimizi yanımızda taşımaktan bile vazgeçtik. Yapay zekâ şimdi bilgiyi, iletişimi ve karar alma süreçlerimizi kişiselleştiriyor. Fakat bü tün bu teknolojik gelişmenin ortasında çok temel bir şeyi hâlâ çevremizin bize sunduğu haliyle tüketiyoruz: Havayı.

Dakikalarca susuz, günlerce yemeksiz yaşayabiliriz. Fakat birkaç dakika nefes almadan yaşayamayız. Buna rağmen içtiğimiz suyun kalitesini sorguluyor, evimize su arıtma cihazları kuruyor, şişelenmiş su satın alıyor, yediğimiz gıdanın içeriğine bakıyor; fakat gün boyunca ciğerlerimize çektiğimiz binlerce litre havanın içerisinde ne olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.

Bence önümüzdeki yıllarda bu değişecek. Hatta bugün ilk bakışta biraz sıra dışı gelebilecek bir öngörüyü ortaya koymak istiyorum: Gelecekte insanlar temiz hava için para ödeyecekler.

Üstelik bunu yalnızca hastanelerde, fabrikalarda veya özel çalışma ortamlarında yapmayacaklar. Tıpkı telefon, internet, dijital platform veya bulut hizmeti aboneliği gibi, kişisel temiz hava sistemlerine de aylık para ödeyeceğiz.

“Ben temiz hava solumak istiyorum.”

Belki cihazı satın alacağız. Filtresini değiştireceğiz. Hava kalitesi hizmetine abone olacağız. Sensörlerimizi ve yapay zekâ hizmetimizi kullanacağız. Sistem sürekli çevremizdeki havayı ölçecek. Ve sonunda satın aldığımız şey bir cihaz değil, çok daha basit bir vaat olacak:

Pandemiyi gerçekten unuttuk mu?

Böyle bir düşünce bugün bazı insanlara fazla iddialı gelebilir. Fakat çok uzağa gitmeye gerek yok. 2020 yılını hatırlayalım. COVID-19 pandemisi baş ladığında dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile insanlar bir anda soludukları havadan endişe etmeye başladılar. Bir asansöre girerken düşündük. Uçağa binerken düşündük. Toplu taşımaya binerken düşündük. Yanımızdaki insan öksürdüğünde tedirgin olduk. Maskeler günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. Hastanelerde koruyucu ekipman sıkıntıları yaşandı. Hava dolaşımı, filtreleme, kapalı alanların havalandırılması ve insanlar arasındaki mesafe günlük konuşmalarımızın konusu oldu. Ofisler boşaldı. Okullar kapandı. Uçuşlar durdu. Toplantılar iptal edildi. Milyarlarca insan evlerine çekildi.

Bugün üzerinden birkaç yıl geçtiği için bütün bunları zihnimizin gerisine itmeye başlamış olabiliriz. İnsan hafızasının böyle bir özelliği var. Tehlike uzaklaştığında güvenlik ihtiyacımızı hızla unutuyoruz. Ama pandemi bir rüya değildi. Ve bize son derece önemli bir şey öğretti: Soluduğumuz hava görünmez olabilir ama güvenli olduğu anlamına gelmez.

Virüsleri göremiyoruz. Bakterileri göremiyoruz. İnce partikülleri göremiyoruz. Bazı zararlı gazları göremiyoruz. Alerjenlerin büyük bölümünü göremiyoruz. Ama görmediğimiz şeyleri de soluyoruz. İşte kişisel temiz hava teknolojilerinin çıkış noktası burada başlıyor.

Havanın cep telefonu

OSphere fikrini geliştirirken benim ilgimi çeken temel düşünce yalnızca bir koruyucu başlık tasarlamak değil. Daha büyük bir soru soruyorum: İnsanın etrafında taşınabilir bir kişisel atmosfer oluşturabilir miyiz? Bugün klima bir odayı iklimlendiriyor. Hava temizleme cihazı bir odanın havasını filtrelemeye çalışıyor. Maske solunum sisteminin girişinde mekanik bir bariyer oluşturuyor.

Peki neden teknolojiyi doğrudan insanın çevresine taşıyamayalım?

OSphere’i bu nedenle “Kişisel Temiz Hava Kubbesi” olarak düşünüyorum. İnsanın başının ve solunum alanının çevresinde kontrollü bir mikro ortam… Filtrelenmiş hava.

Partiküllerden mümkün olduğunca arındırılmış bir solunum bölgesi. Virüs ve bakterilere karşı geliştirilmiş filtreleme sistemleri. Gaz sensörleri. Sıcaklık ve nem kontrolü. Gürültü engelleme. Mikrofon. Hoparlör. İletişim. Ve bütün bunların üzerinde çalışan bir yapay zekâ. Başka bir ifadeyle OSphere’in uzun vadeli vizyonu bir kask yapmak değil. Havayı kişiselleştirmek.

Kişisel mikro iklim dönemi

Bugün devasa binaların tamamını aynı sıcaklığa getirmeye çalışıyoruz. Bir insan üşüyor, diğeri terliyor. Bir başkası hava akımından rahatsız oluyor. Buna rağmen yüzlerce veya binlerce metrekarelik alanı sürekli ısıtıyor ya da soğutuyoruz. Gelecekte bunun da değişeceğini düşünüyorum. Teknoloji giderek “mekânı yönetmekten insanı çevreleyen mikro alanı yönetmeye” doğru ilerleyebilir. Kişisel mikro iklim dediğimiz kavram burada önem kazanıyor.

OSphere benzeri sistemler zaman içe risinde yalnızca havayı filtrelemeyecek; kullanıcının çevresindeki sıcaklığı, nemi ve hava akışını da kişiselleştirebilecek. Siz yürürken sizinle gelecek. Uçağa bindiğinizde sizinle gelecek. Metroya indiğinizde sizinle gelecek. Kalabalık bir alışveriş merkezine girdiğinizde sizinle gelecek. Ofiste çalışırken yanınızda olacak. Kısacası bina size uygun hale gelmeyecek. Sizin atmosferiniz sizinle birlikte hareket edecek. Bu düşüncenin enerji verimliliği açısından da gelecekte çok önemli sonuçları olabilir.

Temiz hava aboneliği

Burada başka bir ekonomik dönüşüm başlayabilir. Bugün insanlar internet bağlantısı için aylık ücret ödüyor. Cep telefonu için ödüyor. Bulut depolama için ödüyor. Müzik için ödüyor. Film ve dizi için ödüyor. Navigasyon, güvenlik, yazılım ve yapay zekâ hizmetleri için ödüyor. Yakın gelecekte bu listeye yeni bir kalem eklenirse şaşırmayalım: Temiz hava.

Bunu “hava satmak” şeklinde düşünmemek gerekiyor. Aslında satın alınan şey havanın kendisi değil; havanın ölçülmesi, filtrelenmesi, doğrulanması ve kişiselleştirilmesi hizmetidir. Örneğin cihazınız çevrenizdeki PM2.5 ve PM10 seviyelerini sürekli ölçebilir. CO₂ seviyesini takip edebilir. Uçucu organik bileşiklere ilişkin sensörler kullanabilir. Sıcaklık, nem ve filtre durumunu kontrol edebilir. Yapay zekâ da bütün bu verileri anlamlandırabilir. “Bulunduğunuz ortamda hava kalitesi düştü.”, “Filtrenizin kullanım ömrü yüzde 12’ye indi.”, “Bu bölgede partikül yoğunluğu normalin üzerinde.”, “Dış ortam yerine filtrelen miş moda geçmeniz öneriliyor.”

Böyle bir sistem zamanla sağlık teknolojileriyle de konuşabilir. İşte o zaman temiz hava tek seferlik cihaz satışından çıkarak Air-as-a-Service, yani hizmet olarak temiz hava modeline dönüşebilir. Aylık abonelik… Filtre değişimi… Bakım… Sensör hizmetleri… Yapay zekâ… Hava kalitesi raporları… Kurumsal yönetim sistemleri…

İnsanlar belki gelecekte telefon faturalarının yanında bir de “temiz hava faturası” ödeyecekler. Bugün garip geliyor. Cep telefonunun olmadığı yıllarda bir insanın her ay mobil iletişim için para ödeyeceğini söyleseydiniz de muhtemelen garip gelecekti.

“Mikrop yok” diyebilmenin değeri

Burada elbette bilimsel açıdan dikkatli olmak zorundayız. Hiçbir sistem için mutlak anlamda “sıfır virüs, sıfır bakteri, sıfır risk” iddiasında bulunamayız. Fakat teknoloji bize riski ölçme ve azaltma imkânı verebilir. Ben geleceğin rekabet alanlarından birinin de bu olacağını düşünüyorum.

Bugün bir otelin odasında Wi-Fi olup olmadığına bakıyoruz. Yarın: “Hava güvenlik seviyesi nedir?” diye sorabiliriz. Bir uçakta koltuk seçiyoruz. Yarın kişisel hava sisteminin olup olmadığını sorgulayabiliriz. Bir işveren çalışanına bilgisayar ve telefon veriyor. Yarın bazı meslek gruplarında kişisel temiz hava ekipmanı standart çalışma ekipmanına dönüşebilir.

Özellikle sağlık çalışanları, laboratuvar çalışanları, maden ve inşaat çalışanları, itfaiyeciler, ağır sanayi personeli ve yüksek riskli ortamlarda çalışanlar açısından bunun çok daha erken gerçekleşmesi mümkün.

Sonrasında teknoloji küçülür, hafifler, güzelleşir ve ucuzlar. Teknolojinin tarihi çoğu zaman böyledir. Önce zorunlu olduğu yerde kullanılır. Sonra faydalı olduğu yere geçer. En sonunda gündelik hayatın parçası olur.

Yapay zekâ kafamızın üzerinde olacak 

OSphere’in benim için heyecan verici ikinci boyutu ise yapay zekâ. Bugün yapay zekâya ulaşmak için telefonumuzu çıkarıyoruz veya bilgisayarın karşısına geçiyoruz. Oysa geleceğin yapay zekâsının bir ekrana hapsolacağını düşünmüyorum. Yapay zekâ insanla birlikte hareket edecek.

OSphere benzeri bir platform, temiz hava teknolojisinin yanında bir kişisel yapay zekâ terminaline dönüşebilir. Telefonunuzla bağlantılı olacak. Sizinle konuşacak. Çeviri yapacak. Navigasyon sağlayacak. Toplantıya bağlanacak. Not alacak. Hatırlatmalarınızı yönetecek. Çevredeki hava koşullarını değerlendirecek. Acil durumda konum paylaşabilecek. İlerleyen aşamalarda artırılmış gerçeklik sistemleri devreye girdiğinde görüş alanımız da dijital dünyanın parçası haline gelebilir. Böylece bugün ayrı ayrı taşıdığımız telefon, kulaklık, mikrofon, bazı sağlık sensörleri ve çeşitli giyilebilir teknolojilerin fonksiyonları giderek aynı kişisel platform çevresinde birleşebilir.

OSphere bu nedenle benim gözümde sadece temiz hava cihazı değildir. İnsan ile çevresi arasındaki yeni teknoloji katmanıdır. İnsanlar bugün değerini anlamayabilir. Yeni fikirlerin kaderinde bu vardır. İlk duyulduğunda gereksiz bulunurlar. Sonra pahalı bulunurlar. Sonra belirli bir kesimin kullanacağı düşünülür. Sonra bir gün şartlar değişir ve herkes neden daha önce yapılmadığını sormaya başlar. Pandemi bize bunun en sert örneklerinden birini yaşattı.

Bir sonraki küresel salgının ne zaman olacağını bilmiyoruz. Olmasını da istemiyoruz. Fakat mesele yalnızca pandemi değildir. Megakentler büyüyor. Hava kirliliği önemli bir sorun olmaya devam ediyor. İklim değişiyor. Orman yangınlarının yarattığı duman binlerce kilometre taşınabiliyor. Alerjiler milyonlarca insanın yaşam kalitesini etkiliyor. Yeni çalışma ve yaşam ortamları ortaya çıkıyor.

Dünya nüfusu giderek daha fazla kentlerde ve kapalı alanlarda yaşıyor. Dolayısıyla kişisel temiz hava teknolojisini yalnızca “bir sonraki pandemiye hazırlanmak” olarak görmek eksik olur.

Asıl mesele daha büyüktür: İnsan kendi solunum çevresinin kontrolünü teknoloji aracılığıyla ele alabilir mi? Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum.

Temiz hava bir lüks olmamalı

Ancak burada önemli bir çizgiyi de çizmemiz gerekiyor. Eğer kişisel temiz hava teknolojileri gerçekten gelişirse bunların yalnızca zenginlerin kullanabileceği lüks ürünlere dönüşmemesi gerekir. Temiz hava temel bir insan ihtiyacıdır.

Dolayısıyla teknolojinin amacı kirli şehirlerde yaşayan milyonlarca insanı fanusların içine hapsetmek değil; bir taraftan şehirlerimizi ve çevremizi daha temiz hale getirirken, diğer taraftan bireyin gerektiğinde kendisini koruyabilmesini sağlamaktır. Kamu politikası temiz havayı sağlamaya çalışmalı. Teknoloji ise kişiye ek bir koruma katmanı sunmalıdır. İkisini birbirinin alternatifi olarak görmemeliyiz. Önce telefonumuzu taşıdık, yarın atmosferimizi taşıyacağız Teknolojinin nereye gideceğini anlamanın yollarından biri, insanın hangi şeyleri kişiselleştirdiğine bakmaktır. Bilgisayarı kişiselleştirdik. Telefonu kişiselleştirdik. Medyayı kişiselleştirdik. Müziği kişiselleştirdik. Alışverişi kişiselleştirdik. Yapay zekâyı kişiselleştirmeye başladık. Sağlık takibini kişiselleştiriyoruz. Şimdi sıra fiziksel çevremize geliyor.

Ben geleceğin önemli teknoloji alanlarından birinin Personal Atmosphere Technologies – Kişisel Atmosfer Teknolojileri olacağını düşünüyorum. OSphere’i de bu düşüncenin başlangıç noktalarından biri olarak görüyorum. Belki bugün baktığımızda biraz fütüristik görünüyor. Ama 2020’de milyarlarca insanın aynı anda maske aradığı günleri gerçekten yaşadık.

O günler bir rüya değildi. İnsanlık bir süreliğine nefesinin güvenli olup olmadığını düşündü. Sonra tehlike uzaklaşınca bunu yeniden unuttu.

Teknolojinin görevi ise yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermek değildir. Bazen henüz geniş kitlelerin ihtiyaç olduğunu fark etmediği şeyleri de öngörmektir. Bir gün sabah evimizden çıkarken telefonumuzu, anahtarımızı ve kişisel yapay zekâmızı yanımıza aldığımız gibi, kendi temiz atmosferimizi de yanımıza alabiliriz. Ve belki çocuklarımız için bu son derece normal olacak.

Çünkü gelecek nesil için soru: “Ne den temiz hava için para ödeyeyim?” olmayabilir. Tam tersine şöyle sora bilirler: “Soluduğun havanın temiz olduğunu bilmeden insanlar eskiden nasıl yaşayabiliyordu?”