Ifo'dan Çarpıcı Analiz
Küresel ölçekte yaşanan enerji krizlerine karşı hükümetlerin hanehalkını ve üreticiyi korumak adına devreye aldığı milyarlarca avroluk destek paketleri, iklim krizini derinleştiren gizli bir tehdide dönüştü. Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) ile Avrupa Ekonomik ve Mali Politika Araştırma Ağı (EconPol Europe) işbirliğiyle hazırlanan "Örtülü Bir Sigorta Olarak Enerji Krizi Destekleri: Fosil Yakıt İthalat Bağımlılığı ve Politika Tasarımı" başlıklı çalışma, kriz dönemlerinde uygulanan ekonomik kalkanların perde arkasındaki maliyeti gözler önüne serdi.
Rapora göre, enerji fiyatlarındaki şoku yumuşatmayı hedefleyen devlet yardımları, fosil yakıtlara olan talebi canlı tutarak yerli ve yenilenebilir enerji teknolojilerine geçiş sürecini ciddi biçimde yavaşlatıyor.
"Finansmanı Vergi Mükelleflerinden Sağlanan Tehlikeli Bir Alışkanlık"
Ifo’nun hazırladığı çalışma, devlet desteklerinin uzun vadede toplum üzerinde olumsuz bir "güven mekanizması" kurduğuna işaret ediyor. Petrol ve doğal gaz fiyatları her yükseldiğinde devreye giren sübvansiyonlar, tüketicilerde kalıcı bir alışkanlık yaratıyor. Analizde yer alan tespitlere göre, finansmanı doğrudan vergi mükelleflerinin cebinden karşılanan bu yardım programları, adeta fosil yakıt kullanımını fonlayan bir sigorta poliçesi işlevi görüyor. Bu durum, temiz enerji alternatiflerine ve elektrik tabanlı modern teknolojilere geçiş motivasyonunu ortadan kaldırıyor.
Avrupa'nın enerji haritasını da masaya yatıran rapor, kıtanın fosil yakıtta dışa bağımlılığını çarpıcı bir veriyle hatırlatıyor: Avrupa Birliği (AB), yapısal olarak enerji ihtiyacının ortalama yüzde 57'sini ithal etmek zorunda kalıyor. Devlet eliyle yapılan yardımlar ise bu bağımlılık zincirinin kırılmasını engelliyor.
Almanya Örneği: 187 Milyar Avronun 71 Milyarı Doğrudan Fosil Yakıta Gitti
Kriz yönetimindeki bütçe büyüklüklerine dikkat çeken Ifo araştırmacısı Andreas Peichl, konunun finansal boyutunu Almanya üzerinden örneklendirdi. Ukrayna'daki savaşla derinleşen enerji krizinde Almanya'nın toplamda 187 milyar avroya ulaşan devasa bir kaynak seferber ettiğini belirten Peichl, "Bu devasa tutarın yaklaşık 71 milyar avroluk kısmı doğrudan petrol ve doğal gaz tüketicilerini rahatlatmaya yönelik yardımlar için harcandı" diyerek, bütçenin aslan payının fosil yakıt tüketimini sübvanse etmek için kullanıldığını vurguladı.
"Vergi İndirimleri Yüksek Tüketim Yapanlara Yarıyor"
Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsünden ekonomist Matthias Kalkuhl ise hükümetlerin kriz anlarında başvurduğu klasik yöntemleri sert bir dille eleştirdi. Benzin, motorin ya da gaz üzerindeki vergilerin düşürülmesinin sosyal adalete de hizmet etmediğini belirten Kalkuhl, şu uyarıda bulundu:
"Hükümetlerin fosil yakıt vergilerini aşağı çekmesi, her şeyden önce yüksek enerji tüketimine sahip hanehalkı ve büyük ölçekli işletmelerin işine yarıyor. Bu hamleler, aslında tüketiciyi tasarrufa yönlendirmesi beklenen fiyat şokunun piyasadaki doğal etkisini de tamamen hafifletiyor."
Kalkuhl, bu şekilde uygulanan kriz önlemlerinin ilerleyen süreçte bütçede yarattığı deliği kapatmak adına, fosil yakıtlara yönelik daha yüksek vergilerle yeniden finanse edilmesinin kaçınılmaz ve kritik bir gereklilik olduğunu ifade etti.
Kriz Reçetesi Değişmeli: Çözüm Elektrik Vergilerinde ve Tasarrufta
Ekonomi ve iklim uzmanları, gelecekte yaşanması muhtemel yeni enerji krizlerinde aynı hataların tekrarlanmaması için politika yapıcıların radikal bir strateji değişikliğine gitmesi gerektiğini savunuyor. Çözüm olarak fosil yakıt fiyatlarını baskılamak yerine, elektrik üzerindeki vergilerin düşürülmesi öneriliyor. Elektrik vergilerinin hafifletilmesiyle petrol ve gaza oranla elektriğin çok daha ucuz ve cazip hale geleceği, böylece hanehalkının dolaylı olarak rahatlatılırken aynı zamanda yeşil enerjiye teşvik edileceği belirtiliyor.
Uzmanların birleştiği en net sonuç ise şu: Gelecekteki yardım programlarının ana ekseni fiyatları yapay olarak düşürmek değil, doğrudan enerji tasarrufunu ödüllendiren ve teşvik eden mekanizmalar üzerine kurulmalıdır.