Sir Keir Starmer'ı İstifaya Götüren Süreç
İngiltere’de 2024 genel seçimlerinde elde ettiği ezici zaferle başbakanlık koltuğuna oturan ve İşçi Partisi’ni uzun yıllar sonra tek başına iktidara taşıyan Sir Keir Starmer’ın siyasi serüveni istifayla noktalandı. Hukuk kariyerindeki başarıları ve "Sir" unvanıyla parlamentoya adım atan Starmer’ın iki yıllık yönetim süreci; ekonomik dengesizlikler, dış politikadaki kırılmalar ve parti içi huzursuzlukların bir araya gelmesiyle savunulamaz bir noktaya ulaştı.
Kağıt Üstündeki Başarı Vatandaşın Cebine Yansımadı
Starmer hükümetinin düşüşündeki en büyük etkenlerden biri, makroekonomik veriler ile halkın günlük yaşam gerçekliği arasındaki derin uçurum oldu. Hükümet döneminde enflasyon oranları düşüş göstermiş, uluslararası yatırım anlaşmalarıyla binlerce yeni istihdam vaat edilmiş ve büyüme rakamları pozitif seyretmişti. Ancak Kovid-19 pandemisinin tortuları ve Rusya-Ukrayna Savaşı'yla kronikleşen hayat pahalılığı bir türlü dizginlenemedi.
Enerji faturaları, belediye vergileri ve konut kiralarındaki fahiş artışlar orta ve alt gelir grubunun belini bükmeye devam etti. Bu süreçte hükümetin emeklilere yönelik kışlık yakıt desteğini kesmesi ve işveren sigorta primlerini artırması, İşçi Partisi’nin geleneksel tabanında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. İyileşen ekonomik göstergelerin halkın mutfağına yansımaması, parti içi muhalefetin en güçlü argümanı haline geldi.
Washington Büyükelçisi Ataması ve Epstein Gölgesi
Starmer üzerindeki istifa baskısını geri dönülemez bir krize dönüştüren olay ise diplomatik bir skandal oldu. Lordlar Kamarası üyesi eski Bakan Peter Mandelson’ın resmi güvenlik soruşturmaları tamamlanmadan ve hiçbir resmi unvanı yokken kritik devlet toplantılarına katılması krizin fitilini ateşledi. Daha da önemlisi, reşit olmayan çocuklara yönelik fuhuş ağı kurma suçundan hapisteyken ölen Jeffrey Epstein ile yakın ilişkileri geçmişte tescillenen Mandelson’ın Washington Büyükelçisi olarak atanması, kamuoyunda infial yarattı. Starmer, ilişkinin boyutunu bilmediğini savunarak özür diledi ve atamadan 9 ay sonra Mandelson’ı görevden aldı ancak bu hamle siyasi imajına vurulan ölümcül darbeyi engelleyemedi.
Sandıktan Çıkan Ağır Yenilgi: Sonun Başlangıcı
Siyasi kulislerde konuşulan rahatsızlık, mayıs ayında yapılan yerel seçimler ile Galler ve İskoçya Ulusal Parlamento seçimlerinde somut bir cezalandırmaya dönüştü. İşçi Partisi, kurulduğu günden bu yana kalesi olarak görülen Galler'de ve İskoçya'da bağımsızlık yanlılarının gerisinde kaldı. Birçok bölgede ise birincilik aşırı sağcı Reform UK Partisine kaptırılırken, sol kulvardaki oylar Yeşiller Partisi’ne kaydı. Sandıktan çıkan bu net mesaj, Starmer’ın liderlik meşruiyetini tamamen bitirdi.
Dış Politikada Trump ile Ters Düşen Çizgi
Starmer dönemi, dış politikada da ezber bozan ve müttefikleriyle ilişkileri geren hamlelere sahne oldu. Filistin Devleti’ni resmen tanıma kararı alan Starmer hükümeti, Gazze’ye yönelik yardımları engellediği gerekçesiyle bazı İsrailli bakan ve kurumlara yaptırım uyguladı. Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri hamlelerine katılmayı reddeden ve İngiliz üslerinin Washington tarafından kullanılmasına izin vermeyeceğini açıklayan Starmer, ABD Başkanı Donald Trump ile karşı karşıya geldi. Bu durum, Londra-Washington hattındaki ilişkilerin tarihsel olarak en zayıf dönemlerinden birini yaşamasına yol açtı.
Parti İçi İsyan ve Andy Burnham Sesleri
Sağlık Bakanı Wes Streeting, İskoçya İşçi Partisi lideri Anas Sarwar ve eski Başbakan Yardımcısı Angela Rayner gibi partinin ağır toplarının açıkça istifa çağrısı yapması, kabine içindeki gizli istifa baskılarıyla birleşince Starmer için ayrılık kaçınılmaz oldu.
İngiliz siyasetinde şimdi gözler 9 Temmuz’da başlayacak yeni liderlik yarışına çevrilmiş durumda. Kulislere göre İşçi Partisi tabanının ve delegelerinin en güçlü favorisi, ara seçimlerde parlamentoya girmeyi başaran ve Starmer ile geçmişte yıldızı barışmayan Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham. İngiltere'yi hem ekonomik hem de siyasi açıdan hareketli günler bekliyor.