Son dönemde eğitim kurumlarında tırmanan şiddet vakaları, "Okullar ne kadar güvenli?" sorusunu yeniden ülke gündeminin üst sıralarına taşıdı. Güvenlik kamerası, turnike veya güvenlik görevlisi sayısını artırmak gibi fiziksel tedbirler ilk akla gelen çözümler olsa da uzmanlar madalyonun diğer yüzüne işaret ediyor. Şiddetin yalnızca fiziksel engellerle durdurulamayacağını belirten Hekate Psikoloji Klinik Psikolog Yener Yüksel, köklü çözümün erken uyarı işaretlerini doğru okumaktan ve psikososyal destek ağlarını güçlendirmekten geçtiğini vurguluyor.
Çocukluk çağında yaşanan travmalar, aile içi neglect (ihmal) ve şiddet, akran zorbalığı ile sosyal izolasyon gibi faktörlerin çocukların duygu kontrolünü doğrudan zedelediğini belirten Yüksel, sorunun çok boyutlu ele alınması gerektiğinin altını çiziyor.

Tehlike "Sızıntı" Veriyor: Tehdit Sinyallerini Görmezden Gelmeyin
Şiddet eylemlerinin anlık bir patlamadan ziyade uzun süreli bir birikimin sonucu olduğuna dikkat çekilen değerlendirmelerde, literatürde "sızıntı" (leakage) olarak adlandırılan kavrama vurgu yapılıyor. Faillerin eylem öncesinde sosyal medya paylaşımlarında, günlük konuşmalarında veya davranışlarında niyetlerine dair belirgin ipuçları bıraktığı ifade ediliyor.
Konuya ilişkin kritik uyarılarda bulunan Klinik Psikolog Yener Yüksel, şunları söylüyor:
“Okul güvenliğini artırmak için kapılara daha fazla güvenlik önlemi koymak tek başına yeterli olmuyor. Asıl önemli olan, çocuğun davranışlarının arkasındaki duygusal ihtiyaçları görebilmek ve riskleri erken aşamada fark edebilmek. Şiddet davranışı kimi zaman uzun süre biriken öfkenin, dışlanmışlık hissinin veya ifade edilemeyen duyguların eyleme dökülmesi olarak ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle okullarda öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, yardım isteyebildikleri ve yetişkinlerle güven ilişkisi kurabildikleri bir ortam oluşturulması gerekiyor.”
Dünyada Ne Yapılıyor? ABD’nin Tehdit Değerlendirme Modeli Örnek Olabilir mi?
Küresel ölçekte uygulanan önleyici tedbirler arasında, ABD'de yaygın biçimde kullanılan "Davranışsal Tehdit Değerlendirmesi" (Behavioral Threat Assessment) öne çıkıyor. Bu sistem; okul idaresi, rehberlik servisi, ruh sağlığı uzmanları ve güvenlik birimlerini tek bir çatı altında birleştiriyor.
Model, sadece cezalandırıcı disiplin süreçlerine odaklanmak yerine, risk altındaki öğrenciyi tespit ederek bireysel terapi, aile görüşmeleri ve düzenli takip mekanizmalarını devreye sokuyor. Türkiye’deki okullarda da rehberlik kapasitesinin artırılması, risk değerlendirme ekiplerinin kurulması ve öğrencilerin korkusuzca başvurabileceği gizli/güvenli bildirim kanallarının oluşturulması, şiddeti kaynağında kurutacak adımlar olarak değerlendiriliyor.

Hayali Oyun mu, Gerçek Saldırganlık mı?
Çocukların duygu dünyasını dışa vurma biçimleri de şiddeti önleme stratejilerinde kilit rol oynuyor. Oyun terapisi süreçlerinde oyuncak silah veya kılıç gibi materyallerle oynanan oyunların sembolik bir anlam taşıyabileceğini belirten Yüksel, bu tür oyunların çocukların güç, kontrol ve korku gibi yoğun duygularını işlemesine yardımcı olabildiğine dikkat çekiyor.
Bu noktada ebeveynlerin ve öğretmenlerin yargılayıcı tutumlardan uzak durması gerektiğini ifade eden Yüksel, hayali oyunlar ile gerçek zararlı davranışlar arasındaki çizginin net çekilmesi gerektiğini belirtiyor. Çocukların duygularını öfke veya şiddetle değil, sözcüklerle ifade edebilmelerini sağlayacak alanların açılması ve gerektiğinde uzman desteğine başvurulması, sağlıklı bir toplum yapısı için şart görülüyor.