Dünya ekonomi tarihinin en güçlü ve en çok tartışılan figürlerinden biri olan, ABD Merkez Bankası (Fed) eski başkanı Alan Greenspan, 100 yaşında yaşamını yitirdi. Parkinson hastalığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle evinde hayata gözlerini yuman efsanevi liderin vefatını, uzun yıllardır hayatı paylaştığı eşi, gazeteci Andrea Mitchell duyurdu. Mitchell, eşinin hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat başkanlar döneminde ABD ekonomisinin rotasını çizen bir "dev" olduğunu vurgularken, hatalarıyla yüzleşmekten korkmayan dürüst karakterine dikkat çekti. Fed ise yayımladığı taziye mesajında, Greenspan’in fiyat istikrarı ve ekonomik büyüme adına attığı adımların kurumda silinmez izler bıraktığını belirtti.
Dört farklı ABD başkanı döneminde tam 5 dönem boyunca aralıksız Fed başkanlığı yapan Greenspan, Soğuk Savaş'ın son düzlüğünden dijital çağın şafağına kadar modern kapitalizmin DNA'sını şekillendirdi. Finans dünyasında bir "orkestra şefi" kadar uyumlu çalıştığı için "Maestro", popülaritesi nedeniyle "Rock Yıldızı" olarak anılan Greenspan, arkasında hem dahi ilan edildiği başarılar hem de küresel krizin gölgesinde kalan büyük bir doktrin bıraktı.
Juilliard’dan Wall Street’e Sıra Dışı Bir Yaşam Öyküsü
6 Mart 1926’da New York’ta doğan Greenspan, çocuk yaşlarda beyzbol istatistiklerini hafızasından hesaplayabilen üstün matematik yeteneğiyle öne çıkıyordu. Ancak hayatının ilk büyük tutkusu ekonomi değil, müzikti. Prestijli sanat okulu Juilliard School’da eğitim alan Greenspan, profesyonel orkestralarda saksafon ve klarnet çaldıktan sonra rotasını New York Üniversitesi Ekonomi Bölümü’ne çevirdi.
Entelektüel dünyasını kökten değiştiren dönüm noktası ise ünlü düşünür Ayn Rand ile tanışması oldu. Bireysel çıkarı ve radikal serbest piyasa kapitalizmini savunan Rand'ın "Objektivist" felsefesi, Greenspan’in ekonomi vizyonunun temeli haline geldi. Hatta Rand, her daim ciddi ve koyu renk takım elbiseler giyen bu genç adama esprili bir dille "cenazeci" lakabını takmıştı. Danışmanlık sektöründe resesyon tahminleriyle hızla yükselen Greenspan, analitik dehasıyla siyasetin de dikkatini çekti ve Richard Nixon ile Gerald Ford yönetimlerinde kritik ekonomik görevler üstlendi.
"Kara Pazartesi" Sınavı ve Piyasaların Koruyucu Kalkanı
11 Ağustos 1987’de Ronald Reagan tarafından Paul Volcker’ın yerine Fed koltuğuna atanan Greenspan, göreve gelmesinden sadece iki ay sonra tarihin en büyük borsa şoklarından biriyle sarsıldı. 19 Ekim 1987’de ABD borsalarının yüzde 22’den fazla çökmesiyle yaşanan "Kara Pazartesi" krizinde, sisteme hızla likidite enjekte ederek piyasaları sakinleştirdi. Bu hamle, finans literatürüne "Greenspan put" (Fed’in piyasaları her koşulda batmaktan kurtaracağı güvencesi) kavramını kazandırdı.
1990’lı yıllarda internet ve teknoloji patlamasının getirdiği verimlilik artışını doğru okuyan efsanevi başkan, enflasyon korkusuyla faiz artırmak isteyen geleneksel anlayışa direndi. Bu öngörüsü sayesinde ABD, tarihinin en uzun kesintisiz ekonomik büyüme dönemlerinden birini yaşadı. Asya ve Rusya krizlerini başarıyla göğüsleyen ekibin lideri olarak Time dergisine "Dünyayı Kurtaran Komite" başlığıyla kapak oldu; Dot-com balonunun patlaması ve 11 Eylül saldırıları gibi küresel şoklarda ekonomiyi ayakta tutmayı başardı.
Küvet Banyoları ve "Fed Dili"nin Gizemi
Greenspan sadece kararlarıyla değil, yönetim tarzıyla da sıra dışı bir bürokrattı. En parlak para politikası fikirlerini, sabahları bazen iki saati bulan küvet banyolarında rapor okurken bulduğunu itiraf eden lider, Kongre oturumlarında kullandığı muğlak ve dolambaçlı üslupla tanınırdı. Piyasaların sözlerini yanlış yorumlamasını engellemek için geliştirdiği ve "Fed dili" (Fed-speak) olarak adlandırılan bu şifreli hitabet sanatı, küresel finans aktörlerini adeta hipnotize ediyordu.
Buna karşın Greenspan, Fed içinde devrimsel nitelikte yapısal şeffaflık reformlarına imza attı. Faiz kararlarının toplantı bitiminde kamuoyuna açıkça duyurulması ve toplantı dökümlerinin beş yıl gecikmeli de olsa paylaşılması uygulamalarını başlatarak, kapalı kapılar ardındaki merkez bankacılığını modernleştirdi.
Serbest Piyasa Dogması ve Küresel Krizin Gölgesi
31 Ocak 2006’da koltuğunu devrettiğinde, Nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman tarafından "tüm zamanların en başarılı merkez bankacılığı performansını sergileyen adam" olarak selamlanıyordu. Ne var ki, serbest piyasaların ve finansal kuruluşların kendi risklerini rasyonel bir şekilde denetleyebileceğine dair beslediği sarsılmaz inanç, emekliliğinden kısa süre sonra patlak veren 2007-2009 küresel finansal kriziyle ağır bir darbe aldı.
Eleştirmenler onu; 2000'lerin başındaki konut piyasası balonunu görememekle, yüksek riskli (subprime) ipotek kredilerini denetimsiz bırakmakla ve aşırı gevşek regülasyonları savunarak küresel çöküşün zeminini hazırlamakla suçladı. Ekim 2008’de Kongre karşısına çıkan Greenspan, ideolojisinde bir "çatlak" olduğunu ve borç veren kurumların öz denetim mekanizmalarına güvenmekle hata yaptığını dürüstçe itiraf etmek zorunda kaldı.
Bir röportajında, "Yapmadığım şeyler için övüldüm, sonra yine yapmadığım şeyler yüzünden günah keçisi ilan edildim" diyerek serzenişte bulunan Greenspan, tüm tartışmalara rağmen getirdiği analitik disiplin, merkez bankasının siyasi bağımsızlığını pekiştirme gücü ve modern Amerikan kapitalizmine vurduğu mühürle ekonomi tarihindeki sarsılmaz yerini koruyarak hayattan ayrıldı.