Körfez ülkelerinin Hürmüz Boğazı'nı baypas eden petrol ihracat hatlarını güçlendirmesi, Çin ve Hindistan'ın tedarik kaynaklarını çeşitlendirmesi ve Avrupa'nın LNG arz güvenliğine yönelik adımları, boğazın İran açısından taşıdığı 'stratejik kozun' geleceğini tartışmaya açmaktadır.
2025 yılı itibarıyla Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık beşte birine tekabül eden 110 milyar metreküpü aşkın LNG taşınması beklenmektedir. Ancak savaş sırasında yaşanan aksamalar, Hürmüz'e bağımlılığın ülkeleri alternatif güzergahlara yönelttiğini ortaya koymaktadır. İran'ın ham petrol ihracatının neredeyse tamamının Hürmüz Boğazı üzerinden yapılması, boğazdaki olası uzun süreli bir kesintinin İran ekonomisi açısından ciddi maliyet oluşturabileceğine işaret etmektedir.
Bu bağlamda Suudi Arabistan, Kızıldeniz'e uzanan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın kapasitesini artırmayı değerlendirirken, BAE de Füceyre üzerinden Hürmüz'ü baypas edecek ikinci petrol boru hattının yapımını hızlandırmıştır. Irak, Basra-Hadise hattı üzerinde çalışmalar yaparken, Türkiye üzerinden Akdeniz'e ulaşan Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı da yeniden öne çıkan alternatif güzergahlar arasında yer almayı hedeflemiştir. Ancak bu güzergahların Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan toplam petrol hacmini tamamen ikame etmesi beklenmemektedir.
Çin ve Hindistan, Orta Doğu dışındaki tedarikçilere yönelirken Orta Doğulu üreticilerin Asya'nın enerji güvenliğindeki temel konumunu koruması öngörülmekte; Uluslararası Enerji Ajansı'na göre alternatif güzergahlarda günlük 3,5 ila 5,5 milyon varil ham petrol taşınabilecek kapasite mevcuttur. Fakat Katar LNG'si için uygulanabilir bir alternatif güzergahın bulunmaması, Hürmüz'ün küresel gaz piyasalarındaki önemini sürdürmesine neden olmaktadır.
Konuyla ilgili görüş belirten İngiltere merkezli Iran Open Data Center Enerji ve Makroekonomi Masası Başkanı Dalga Hatinoğlu, "Hürmüz Boğazı'nın öngörülebilir gelecekte küresel enerji ticareti açısından stratejik bir geçiş noktası olmayı sürdürmesi bekleniyor. Ancak bu, İran'ın boğaz üzerinden geçmişte sahip olduğu stratejik kozu bugünkü konumuna yansıtmadığı anlamına geliyor," şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.
Hatinoğlu, Hürmüz'deki enerji ve ticaret akışının aksamasının İran açısından ekonomik maliyetinin giderek arttığını vurgulayarak, "Boğazın kapatılması ya da geçişin ciddi biçimde aksatılması, küresel ekonomi açısından önemli sorunlara yol açabilir ve enerji fiyatlarını yükseltebilir. Ancak böyle bir adım İran ekonomisi için yıkıcı sonuçlar doğurur," dedi.
İran'ın ham petrol ihracatının neredeyse tamamı ile petrol dışı ticaretinin yaklaşık yüzde 80'inin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirildiğini dile getiren Hatinoğlu, ülkenin petrol dışı ticaretinin yaklaşık yüzde 51'ini Körfez'deki Arap ülkeleriyle yaptığını dile getirerek, ABD'nin deniz ablukasının kaldırılmasının ardından bile Çin'den İran'a bir konteyner göndermenin maliyetinin kriz öncesi seviyenin yaklaşık üç katına çıkarak 9 bin dolar civarında kaldığını belirtti.
İran ile Çin arasındaki petrol dışı ticaretin savaş öncesi seviyenin yaklaşık beşte birine, aylık 200 milyon dolara gerilediğini ifade eden Hatinoğlu, Çin'in İran'dan ham petrol alımlarının da önceki hacimlerin yaklaşık üçte birine düştüğünü kaydetmiştir.
Suudi Arabistan ve BAE'nin mevcut alternatif boru hatlarının önemli kapasiteye sahip olduğunu belirten Hatinoğlu, yeni ihracat koridorlarının Hürmüz'ün stratejik önemini ortadan kaldırmayacağını, yalnızca etkisini azaltacağını sözlerine ekledi. ASya piyasalara yönelik enerji taşımacılığında Hürmüz Boğazı'nın yükü devam ederken, LNG'nin yaklaşık yüzde 83'ünün, ham petrolün ise yaklaşık yüzde 90'ının bu bölgeden yönlendirildiğine dikkat çekmiştir.
Son olarak, Hatinoğlu, Irak'ın Kerkük-Ceyhan güzergahı üzerinden petrol ihracatını artırması halinde Türkiye'nin bölgesel enerji transit merkezi konumunun daha da güçleneceğini belirterek, Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir kesintinin Asya enerji piyasalarını Avrupa'ya kıyasla çok daha fazla etkileyeceğine dikkat çekmiştir. Türkiye'nin enerji güvenliği politikasında ise, doğal gaz ithalat kaynaklarının çeşitlendirildiğini, yerli doğal gaz üretiminin geliştirildiğini ve yenilenebilir enerji kapasitesinin hızla artırıldığını ifade etmiştir. Bu durum, Türkiye'nin dış kaynaklı enerji şoklarına karşı bölgedeki birçok ülkeden daha dayanıklı hale geldiğini göstermektedir.