İngiltere öncülüğünde Kanada ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 12 ülkenin, işgal altındaki Filistin topraklarında yükselen yasa dışı İsrail yerleşimleriyle ticareti ve iş ilişkilerini yasaklaması uluslararası gündemin ilk sırasına yerleşti. Ancak uluslararası hukuk ve siyaset uzmanlarına göre bu hamle, prensipte olumlu görünse de pratik sahada büyük ölçüde sembolik bir nitelik taşıyor.
İsrail’in Batı Şeria’daki E1 bölgesinde yeni yasa dışı konut ihalelerine çıkması ve iki devletli çözüm zeminini tamamen tahrip etmesi üzerine alınan kararlar, Tel Aviv ile müttefikleri arasındaki diplomatik krizi de tırmandırdı. Karara tepki gösteren İsrail’in, İngiltere’nin Doğu Kudüs Başkonsolosluğunu kapatma arayışına girmesi ve diplomatik misillemelerde bulunması gerilimi zirveye taşıdı. Ancak uzmanlar, mevcut kısıtlamaların hedefini ulaşmaktan uzak olduğu görüşünde birleşiyor.
"Yerleşim Ürünleri Yetersiz, Kapsamlı Ambargo Şart"
Kent Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Uluslararası Hukuk Uzmanı Dr. Shahd Hammouri, yapılan düzenlemenin boyutuna dikkat çekerek, atılan adımların İsrail'in hukuksuzluklarını engellemede "asgari düzeyde" kaldığını vurguladı. Yasa dışı yerleşimlerin kurulduğu günden itibaren uluslararası hukuka aykırı olduğunu hatırlatan Hammouri, devletlerin bu yapılarla ticaret yapmama yükümlülüğünün "tanımama" ilkesine dayandığını belirtti.
Yerleşimcilerin gasp edilen su ve topraklar üzerinde eşitsiz bir sistem kurduğuna ve Filistin halkının ekonomik varlığını yok ettiğine dikkat çeken Dr. Hammouri, şunları kaydetti:
"Üç yıldır devam eden soykırım sürecinde İngiltere, İsrail’e karşı hiçbir gerçek ekonomik caydırıcılık ortaya koyamadı. Yasa dışı yerleşim ürünleriyle sınırlı kalan bir kısıtlama yeterli değildir. Uluslararası Adalet Divanı kararları ve soykırımı önleme yükümlülüğü; silah, enerji ve mali altyapıyı da kapsayan tam teşekküllü bir ticaret ambargosunu zorunlu kılmaktadır."
Dr. Hammouri ayrıca, İngiltere’deki sokak gösterilerinin 1 milyondan fazla katılımcıyla sürdüğünü belirterek, hükümetin bu hamlesinin radikal bir politika değişiminden ziyade iç siyasete yönelik bir "gaz alma" ve oy toplama stratejisi olabileceğini ifade etti.
"Stratejik Ortaklık Sürdükçe İşgal Sona Ermez"
Sussex Üniversitesi Emeritüs Uluslararası İlişkiler Profesörü Martin Shaw ise İngiltere’nin Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 2024 tarihli kararlarını kabul etmesinin iki yıldan uzun sürdüğünü belirtti. Atılan adımın Gazze sahasındaki ağır insani tabloyu değiştirmeyeceğini ifade eden Shaw, İngiltere-İsrail stratejik ortaklığının temelden sarsılmadığına dikkat çekti.
Shaw, kararın hedefine ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
"İngiltere hükümeti son derece hassas bir çizgi çekerek İsrail devletini ya da hükümetini değil, yalnızca radikal yerleşimcileri ve onlarla iş yapan şirketleri hedef aldı. Ancak Londra, İsrail ile askeri ve ticari boyuttaki stratejik ortaklığını sürdürdüğü müddetçe bu işgalin sona ermesi mümkün değildir."
Diplomatik Kriz ve Sembolik Yaptırımlar
İsrail hükümetinin, yasağa destek veren 12 İngiliz milletvekiline ülkeye giriş yasağı koymasını ve Gazze Koordinasyon Merkezi'ndeki İngiliz görevlileri sınır dışı etmesini değerlendiren Profesör Shaw, Tel Aviv’in bu hamlelerinin İngiltere iç siyasetindeki eleştirmenlere adeta bir "onur nişanesi" kazandırdığını dile getirdi.
Uzmanlar, Birleşik Krallık’taki muhalefet baskısı ve Yeşiller Partisi gibi yükselen siyasi aktörlerin soykırım söylemlerinin, mevcut hükümeti ilerleyen dönemde daha sert ve somut adımlar atmaya zorlayabileceğini belirtiyor. Ancak şimdilik atılan ticaret yasağı adımının, Filistin'deki işgali ve Gazze'deki krizi durdurmaktan ziyade sembolik bir uyarı niteliğinde kaldığı konusunda fikir birliği bulunuyor.