Amerika Birleşik Devletleri’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) kurumsal olarak yaptırım listesine alması, küresel adalet mekanizmasını bugüne kadarki en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı. Uluslararası ceza hukuku alanında önde gelen uzmanlar, Washington’ın kurumun işleyişini kilitlemeyi hedefleyen bu hamlesine karşı, üye ülkelerin diplomatik söylemleri geride bırakıp acil hukuki ve finansal mekanizmaları devreye sokması gerektiğini vurguluyor.
Yaptırımların Hedefi: Maaşlardan Uçak Biletlerine Kurumsal Felç
Washington yönetiminin yürürlüğe girmesi için 6 aylık geçiş süresi tanıdığı yaptırımlar, yalnızca üst düzey yargı mensuplarını değil, doğrudan kurumun günlük operasyonel omurgasını hedef alıyor. Finansal kısıtlamalar nedeniyle bankaların personele maaş ödemesi yapamaması, internet ve telekomünikasyon sağlayıcılarının hizmet verememesi, otel-uçak rezervasyonlarının dahi durma noktasına gelmesi riski bulunuyor.
Eski İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Direktörü Prof. Dr. Kenneth Roth, sürecin mahkeme açısından "yıkıcı" boyutlara ulaşabileceğini belirterek, UCM’nin çalıştığı finans kuruluşlarının ve sivil toplum ağlarının ABD misillemesinden çekindiğine dikkat çekiyor.
Çözüm Masada: "AB Engelleme Tüzüğü ve Ekonomik Önlemler"
Uzmanlara göre UCM’yi bu kurumsal ablukadan çıkarabilecek en etkili hukuki araç, Avrupa Birliği’nin elinde bulunuyor. Daha önce Küba ve İran yaptırımlarında sınır ötesi Amerikan baskısını nötralize etmek amacıyla işletilen AB Engelleme Tüzüğü, UCM’ye hizmet veren şirketleri ve bankaları koruyabilecek yasal bir çerçeve sunuyor.
Prof. Dr. Roth, Brüksel'in çekingenliğini kırması gerektiğini ifade ederek, geçmişte benzer gerilimlerde gündeme gelen ve ticari misillemeleri öngören sert ekonomik koruma araçlarının hatırlatılmasının caydırıcı olacağını savunuyor. Roth’a göre benzer engelleme mevzuatları Kanada, Birleşik Krallık ve Avustralya gibi Roma Statüsü tarafı ülkeler tarafından da hayata geçirilebilir.
"Sorun Trump Değil, Üye Ülkelerin Eylemsizliği"
Kanada Fraser Valley Üniversitesi’nden Dr. Mark Kersten ise 6 aylık sürecin pasif bir bekleyişle geçirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Mahkemenin çökmesi halinde bunun esas nedeninin Washington’ın baskısı değil, 125 taraf ülkenin ilgisizliği olacağını belirten Kersten; devletlerin acil bütçe takviyeleri, uzman personel görevlendirmeleri ve üst düzey siyasi ziyaretlerle kurumu açıkça sahiplenmesi gerektiğini kaydediyor.
Kersten ayrıca, UCM’ye lojistik, yazılım ve sigorta desteği sağlayan özel şirketlerin Amerikan yaptırımlarından korunması için devletlerin yasal güvence sağlamasının hayati olduğunu dile getiriyor.
Roma Statüsü Madde 70: Trump ve Rubio Yargılanabilir mi?
Krizin bir diğer dikkat çeken hukuki boyutu ise mahkemenin karşı adımları. Prof. Dr. Roth, Roma Statüsü’nün 70. maddesinin mahkeme çalışanlarını görevleri nedeniyle tehdit etmeyi ve yıldırmayı suç saydığını hatırlatıyor. ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun doğrudan adaleti engelleme gerekçesiyle soruşturulabileceğini öne süren Roth, böyle bir kararın söz konusu liderler için 125 üye ülkede seyahat özgürlüğünün kısıtlanması anlamına geleceğini ifade ediyor.
Eski Başsavcı Kerim Han’ın ayrılığı sonrası kurumda yaşanan liderlik boşluğuna da değinen uzmanlar, üye ülkelerin hızla yetkin bir başsavcı atayarak mahkemenin karar alma mekanizmasını güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor.