Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda düzenlenen "Orta Doğu’da Barış ve İstikrar Çabaları" oturumunda parlamento üyelerinin sert eleştirilerine göğüs gerdi. Özellikle İsrail ve Filistin politikalarındaki tutumu nedeniyle okların hedefi olan Kallas, kürsüden yaptığı savunmada birliğin dış politika çizgisine sahip çıktı. Rusya ve Orta Doğu başlıklarında üye ülkeler arasında tam bir fikir birliği olduğunu iddia eden Yüksek Temsilci, "Attığım her adımda ve kurduğum her cümlede yalnızca Avrupa’nın ortak iradesini temsil ettim" ifadelerini kullandı.
Küresel Enerji Koridorunda "Hürmüz" İyimserliği
Konuşmasında, ABD ile İran arasında sağlanan ve bölgedeki tansiyonu düşürmeyi amaçlayan yeni mutabakata geniş yer ayıran Kallas, son günlerde diplomasi trafiğinde "temkinli bir iyimserlik" havasının hakim olduğunu belirtti. Yapılan anlaşmanın hem savaşı sonlandırma hem de dünya enerji piyasalarının kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı’nı yeniden güvenli ulaşıma açma noktasında tarihi bir fırsat penceresi sunduğunu kaydeden Kallas, sürecin sürdürülebilirliği için şu şartları öne sürdü:
"Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün mutlak surette tesisi küresel bir zorunluluktur. Atılacak adımların kalıcı olabilmesi, ancak uluslararası hukuka tam uyumla ve doğrulanabilir mekanizmalarla mümkündür."
Bölgesel krizin derinleşmesini engelleyen arabuluculuk faaliyetlerine de hakkını teslim eden Yüksek Temsilci; Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Pakistan’ın yapıcı diplomatik hamlelerini takdirle karşıladıklarını ifade etti. Kallas, AB'nin bundan sonraki teknik ve ekonomik süreçlerde de elini taşın altına koymaya hazır olduğunu ancak yolun en engebeli kısmının henüz aşılmadığını hatırlattı.
Deniz Ticaretinde Güvenlik Kalkanı: Aspides Operasyonu
Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticari gemi trafiğinin Yemen’deki Husiler tarafından hedef alınmaya devam ettiğine dikkat çeken Kallas, seyrüsefer özgürlüğünü kısıtlayacak ve lojistik maliyetleri artıracak her türlü girişime karşı uluslararası ortaklarla teyakkuzda olduklarını söyledi. AB’nin bölgede yürüttüğü "Aspides" deniz operasyonunun önemine değinen Kallas, ticari koridorun güvenliğini sağlamak adına bölgede rekor sayıda askeri gemiyle devriye görevi icra edildiğinin altını çizdi. Ayrıca Lübnan-İsrail hattındaki kırılgan ateşkesin korunmasının hayati olduğunu belirterek, Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde Lübnanlı otoritelerin çabalarına destek vermeyi sürdüreceklerini ekledi.
Brüksel’den İsrail’e "Yasa Dışı Yerleşim" Ambargosu Sinyali
Haberin en dikkat çekici detaylarından biri ise Kallas’ın İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki genişleme planlarına yönelik getirdiği radikal öneri oldu. Söz konusu yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuku açıkça çiğnediğini yineleyen Yüksek Temsilci, AB üyesi ülkelerin bu ihlallere karşı artık içi dolu, somut adımlar görmek istediğini belirtti. Kallas, bu doğrultuda AB Komisyonu’ndan, yasa dışı yerleşim birimlerinden üretilerek Avrupa pazarına sokulan ürünlerin ithalatını engellemeyi de kapsayan geniş bir ticari yaptırım paketi hazırlamasını talep edeceğini duyurdu.
Orta Doğu’daki kalıcı huzurun ancak iki devletli çözüm formülü, Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'deki sınır kapılarının tamamen insani yardımlara açılmasıyla mümkün olabileceğini ifade eden Kallas, köklü yapısal sorunlar çözülmediği müddetçe krizlerin bir kısır döngü şeklinde tekrarlanacağı uyarısında bulundu.
"Adalet Olmazsa İntikam Arzusu Bitmez"
Kendisine yönelik "pasiflik" ve "taraflılık" eleştirilerine yanıt verirken sorunun temel kaynağına inilmesi gerektiğini savunan Kallas, ABD öncülüğündeki mevcut barış planlarının en büyük eksikliğinin "hesap verebilirlik" ve "mülteci krizi" olduğunu söyledi. Yaşanan insani drama sosyolojik bir perspektiften bakan Yüksek Temsilci, dış politika felsefesini şu sözlerle özetledi:
"Eğer ailenize yapılan haksızlıkların, uğradığınız zulmün sorumlularının hesap vermediğini görürseniz, toplumsal hafızada intikam ve misilleme arayışı kaçınılmaz olur. Bu da şiddet sarmalını besler. Diğer taraftan Batı Şeria'dan sürülen ve sığınacak hiçbir yeri olmayan milyonlarca mültecinin durumu masaya yatırılmadan, kalıcı bir bölgesel istikrardan bahsetmek sadece bir illüzyondan ibaret kalacaktır."