Gazze Şeridi’nde iki yılı aşkın bir süredir devam eden ağır bombardıman, zorunlu göç ve insanlık dramı, özellikle en savunmasız kesim olan kadınlar ve çocuklar üzerinde silinmesi güç ruhsal izler bırakıyor. Coğrafyadaki ekolojik, eğitsel ve insani yıkımın ortasında kalan siviller, tüm imkansızlıklara rağmen hayata tutunmak ve savaşın karanlık gölgesinden sıyrılmak için alternatif yollar arıyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen anlamlı bir sanatsal rehabilitasyon hareketi, Gazzeli anne ve çocukların sessiz çığlığını dünyaya duyuruyor.
Kamp Tiyatrosu Derneği, Aisha Kadın ve Çocukları Koruma Derneği çatısı altında, Oxfam ile Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın finansal destekleriyle "Benim Hikayem" adlı ezber bozan bir psikososyal destek projesine imza attı. Proje, savaş mağduru sivillerin iç dünyalarındaki yıkımı dışa vurmalarına olanak tanıyor.
Enkazın Atıkları Ruhsal Tedavinin Parçası Oldu
Gazze kentinin batı kesiminde konumlanan tarihi Eş-Şati Mülteci Kampı’ndaki mütevazı bir sığınma merkezinde yürütülen çalışmalarda, yaratıcı bir dönüşüm hikayesi yazılıyor. Projeye dahil olan yaklaşık 120 anne ve çocuk, kamptan topladıkları katı atık malzemelerini adeta birer sanat eserine dönüştürüyor. Yaşadıkları ağır bombardımanları, kayıpları ve zihinlerine kazınan dehşet anlarını tasvir etmek üzere atık malzemelerden kendi kuklalarını üreten Gazzeliler, hem çevre bilincine katkı sağlıyor hem de sanat yoluyla katarsis (arındırma) sürecini deneyimliyor.
Zihindeki Acı Hatıralar Tiyatro Metnine Dönüşüyor
Kamp Tiyatrosu Derneği yöneticisi Yusuf el-Hindi, yürütülen projenin derin pedagojik ve psikolojik altyapısına dikkat çekti. Temel hedeflerinin tiyatronun iyileştirici gücünü kullanarak kitlelere ulaşmak olduğunu belirten Hindi, süreci şu sözlerle aktardı:
"Çalışmalarımızda öncelikle katılımcıların kendilerini güvende hissetmelerini ve rahatlamalarını sağlıyoruz. Ardından, onları zihinlerindeki bastırılmış korkularla yüzleşmeye ve bunları özgürce anlatmaya teşvik ediyoruz. Katılımcılar hafızalarındaki travmatik olayları ve kişileri somutlaştırarak önce tiyatro metinlerine döküyor, ardından kendi elleriyle şekillendirdikleri kuklalarla bu sahneleri canlandırıyorlar. Sürecin son adımı ise bu hikayelerin kolektif bir tiyatro gösterisiyle sahnelenmesi oluyor."
Gazze'de Çocuk Olmak: Yaşından Büyük Sorumluluklar
Savaşın toplumsal dengeleri altüst ettiğini vurgulayan Hindi, özellikle kadınların ve çocukların omuzlarındaki yükün taşınamaz boyutlara ulaştığını ifade etti. Normal şartlarda hayatı sadece okul sıraları, oyun parkları ve arkadaş çevresinden ibaret olması gereken çocukların, göç koridorlarında ailelerine yardım etmek, su ve yiyecek kuyruklarında beklemek gibi yaşlarından büyük sorumlulukları üstlenmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kadınların ise durmaksızın devam eden bombardımanlar ve zorunlu yer değiştirmeler karşısında aile bütünlüğünü korumak adına psikolojik bir savaş verdiğini dile getirdi.
"Sürekli Göç Etmek Zorunda Kaldığımız O Dehşet Günlerini Anlattık"
Projeye oğluyla birlikte katılan Filistinli anne İman Gattas, bu çalışmanın kendileri için bir destek programından çok daha fazlası, adeta bir nefes alanı olduğunu söyledi. Son iki yıldır maruz kaldıkları soykırım gerçeğinden esinlenerek özgün bir oyun kaleme aldıklarını belirten Gattas, duygularını şu cümlelerle paylaştı:
"Bu anlamlı proje sayesinde oğlumla birlikte, bombalardan kaçmak için şehirden şehre, kamptan kampa savrulduğumuz o bitmek bilmeyen göç süreçlerinde şahit olduğumuz sahneleri aktarma şansı bulduk. Kuklalar bizim dilimiz, sesimiz oldu. Yaşadığımız tarifsiz acıları, başkalarının da empati kurarak anlayabileceği, somut birer hikayeye dönüştürmeye çalışıyoruz. Bu kuklalar, bizim dünyaya bıraktığımız hafıza kartlarımızdır."