Afrika Dünyanın En Büyük Yerinden Edilme Krizini Yaşıyor
Dünya genelinde jeopolitik gerilimler tırmanırken, küresel mülteci krizinin en ağır bilançosu sessiz sedasız Afrika kıtasında yaşanıyor. Etnik çatışmalar, siyasi istikrarsızlıklar, kronikleşen terör olayları ve küresel ısınmanın getirdiği doğal yıkımlar, milyonlarca Afrikalıyı doğup büyüdüğü topraklardan koparıyor. Sanılanın aksine, bu devasa göç dalgasının çok büyük bir kısmı gelişmiş ülkelere değil, yine kıtanın kendi içindeki komşu ülkelere doğru gerçekleşiyor.
Krizin Merkez Üssü
Doğu Afrika'da stratejik bir konumda yer alan Uganda, açık kapı politikasıyla yaklaşık 2 milyon sığınmacıyı bağrına basarak kıtanın en büyük mülteci ev sahibi konumunda bulunuyor. Güney Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Somali'deki şiddet sarmalından kaçan çaresiz insanlar, kurtuluşu Uganda kamplarında arıyor.
Ancak bu insani duruş, büyük bir ekonomik tıkanıklığı da beraberinde getiriyor. Uluslararası finansman desteğinin hızla azalması ve kamplardaki aşırı nüfus yığılması; gıda krizi, yetersiz sağlık hizmetleri ve eğitim mahrumiyeti gibi yeni felaketlerin kapısını aralıyor.
En Hızlı Büyüyen İnsani Dram
Kıtanın son yıllardaki en derin yarası ise şüphesiz Sudan. Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında patlak veren kanlı iç savaş, modern tarihin en hızlı büyüyen yerinden edilme krizlerinden birine dönüştü. Sudan'da evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce insan; Çad, Güney Sudan, Mısır ve Etiyopya gibi komşu ülkelerin sınırlarına yığılmış durumda. Kendi iç dinamiklerinde zaten büyük ekonomik kırılganlıklar yaşayan Çad ve Güney Sudan, bu kitlesel akın karşısında uluslararası toplumdan acil yardım bekliyor.
Parıltılı Ekonomiler ve Madalyonun Öteki Yüzü
Afrika’daki hareketlilik sadece silahlardan kaçışla sınırlı değil. Kıtanın ekonomik motoru sayılan Güney Afrika Cumhuriyeti; Zimbabve, Mozambik ve Malavi gibi ülkelerden milyonlarca iş gücünü çekmeye devam ediyor. Fakat bu yoğun göç dalgası, ülkede yükselen işsizlik oranlarıyla birleşince yabancı karşıtlığını ve sokak şiddetini tetikleyen tehlikeli bir boyuta ulaştı.
Batı Afrika'da ise Fildişi Sahili, gelişen tarım ve kakao sektörüyle Burkina Faso ve Mali’den gelen göçmenlerin sığınağı olurken; Nijeria hem bölgesel bir çekim merkezi hem de içeride Boko Haram ve ISWAP terörüyle boğuşan devasa bir iç göç sahası olarak çift taraflı bir kriz yaşıyor.
Sahra Çölü’nden Akdeniz’e Uzanan Ölüm Rotası
Kıta içindeki hareketliliğin ötesinde, her yıl on binlerce Afrikalı genç daha iyi bir gelecek umuduyla yönünü Avrupa’ya çeviriyor. Nijer, Mali ve Somali gibi ülkelerden yola çıkan göçmenler, insan kaçakçılarının pençesinde Sahra Çölü’nü aşarak Libya ve Tunus kıyılarına ulaşıyor. Akdeniz’in azgın sularında, kapasitesinin çok üzerinde yüklenen derme çatma teknelerle yapılan bu yolculuklar, İtalya’nın Lampedusa Adası yakınlarında her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesiyle dünyanın en tehlikeli düzensiz göç rotası unvanını koruyor.
Silahlar Sustu, İklim Konuşuyor
Uzmanlar, gelecekteki göç dalgalarının sadece kurşunlardan değil, doğanın öfkesinden kaynaklanacağı konusunda hemfikir. Özellikle Afrika Boynuzu ve Sahel kuşağında yaşanan amansız kuraklıklar, çölleşme ve ani sel baskınları, tarım ve hayvancılıkla geçinen milyonların kaynaklarını kuruttu. Somali, Kenya ve Çad gibi ülkelerde iklim mültecilerinin sayısının önümüzdeki yıllarda geometrik olarak artması bekleniyor.
Dünya Mülteciler Günü kapsamında seslerini duyurmaya çalışan uluslararası yardım kuruluşları, küresel güçlerin sadece sınır güvenliklerine bütçe ayırmak yerine, Afrika'daki mülteci krizinin kökenindeki ekonomik, siyasi ve iklimsel nedenleri çözmesi gerektiğinin altını çiziyor.