Türkiye'de savunmayla ilişkili sektörler, artan üretim ve ihracat kapasitesiyle ülke ekonomisindeki ağırlığını giderek artırırken, savunma sanayisi Avrupa'nın artan ihtiyaçları açısından da tamamlayıcı bir konuma geliyor.
BBVA Research tarafından yayımlanan "Türkiye - Savunma Sanayisi Potansiyeli" başlıklı raporda, küresel savunma talebinin jeopolitik gerilimler, artan askeri harcamalar ve savaş teknolojilerindeki dönüşümün etkisiyle daha yapısal bir döneme girdiği ifade ediliyor.
Avrupa'daki savunma kapasite açıkları
Avrupa'nın güçlü bir savunma sanayisi altyapısına sahip olmasına rağmen, üretim ölçeği, hız ve stokların yenilenmesi açısından önemli darboğazlarla karşı karşıya kaldığı belirtiliyor. Raporda, Avrupa'nın en belirgin kapasite açıklarının entegre hava ve füze savunması, İHA ve İHA karşıtı sistemler, gezici mühimmatlar ile mühimmat stoklarında yoğunlaştığı vurgulanıyor.
Türkiye ile Avrupa'nın savunma kapasitelerinin birbirini tamamlamasının Avrupa pazarına erişim anlamına gelmediği, Avrupa Birliği'nin tedarik kuralları ile AB dışındaki tedarikçiler açısından sınırlamalar oluşturduğu aktarılıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin Avrupa savunma sanayisine daha fazla entegre olmasının en gerçekçi yolunun ortak üretim, yerel montaj, ortak girişimler ve teknoloji paylaşım modelleri olduğuna dikkat çekiliyor.
İhracat pazarları ve istihdam artışı
Türkiye'de savunmayla ilişkili sektörlerin istihdamının yaklaşık 176 bin 700 kişi olduğu kaydediliyor. 2025'te Türkiye'nin savunma sektörü ihracatının 10 milyar dolara ulaşması öngörülüyor ve füze ile roket üretiminde yerlilik oranının %90'ın üzerine çıktığı bildiriliyor.
Türkiye'nin savunma sanayisi açısından fırsatlarının Avrupa ile sınırlı olmadığı, ihracat pazarlarının Afrika, Asya ve Körfez ülkelerine doğru çeşitlendiği ifade ediliyor. Afrika'da uygun maliyetli sistemlerin, Asya'da ortak üretim ve teknoloji transferinin, Körfez ülkelerinde ise yerlileştirme ve ortak girişimlerin öne çıktığı belirtiliyor.
Türkiye'nin rekabet gücünün yalnızca mevcut platformların üretimini artırmakla kalmayıp, yapay zeka, otonom sistemler ve siber güvenlik açısından sağlayacağı ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor. Türkiye'nin Avrupa'nın savunma ihtiyaçları açısından tamamlayıcı bir ortak konumda bulunduğu değerlendiriliyor.
Türkiye ile Avrupa arasında söz konusu kısıtların etkili biçimde yönetilmesi durumunda, savunma işbirliğinin önümüzdeki 10 yılın en önemli endüstriyel ve jeopolitik fırsatlarından biri olabileceği öngörülüyor.