Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşmasının ancak düşük ve öngörülebilir bir enflasyonla mümkün olacağını belirterek, "Dezenflasyon süreci Türkiye'ye maliyet yüklemek için değil, bugün yaşanan sorunlara yönelik tek kalıcı çözüm olduğu için uygulanıyor." dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Karahan, ciddi iç ve dış şokların yaşandığı bir sürecin geride kaldığını anlatırken, enflasyonun yüzde 75'ten 30'lara düşmesinin bir kazanım olduğunu ancak hedeflenen düzeye henüz ulaşılamadığını söyledi.
Nedenler ve dışsal etkiler
Karahan, kira ve eğitim gibi kalemlerdeki katılık ve ataletin tahminlerin üzerinde seyrettiğini, para politikasının aktarım mekanizmasının ise beklenenden daha yavaş işlediğini kaydetti. Dışsal faktörlerin de etkili olduğunu vurgulayan Karahan, "Depremin getirdiği harcamaların yanı sıra altın fiyatlarındaki hızlı artış ile gıda ve enerji kaynaklı arz yönlü şoklar beklentileri olumsuz etkiledi. Bu şoklar faizi daha uzun süre yukarıda tutmamıza yol açıyor. Sıkı para politikası olmasaydı şu an çok daha yüksek enflasyon seviyelerini konuşuyor olurduk." değerlendirmesinde bulundu.
Gelecek beklentileri
2025 yılı enflasyon dinamiklerinde talep koşulları, çıktı açığı, jeopolitik gelişmeler, altın ve emtia fiyatları ile kuraklık ve don olaylarının etkili olduğunu belirten Karahan, 2026 yılı enflasyon muhasebesinin 2027 başında yayımlanacak Enflasyon Raporu'nda detaylandırılacağını aktardı. Enflasyonla mücadelenin kaçınılmaz bir maliyeti bulunduğuna dikkati çeken Karahan, sıkı para politikasının başlangıçta ekonomik aktiviteyi yavaşlatabileceğini ve tüm paydaşlarıyla ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşmasının ancak düşük ve öngörülebilir bir enflasyonla mümkün olduğunu vurguladı.
Karahan, Döviz Dönüşüm Desteği'ndeki düzenlemelere ilişkin bilgiler vererek, destek oranını artırmak yerine erişimi kolaylaştırdıklarını, temel amaçlarının ise sağlanan toplam desteği artırmak olduğunu söyledi. Türkiye'de yüksek katma değerli, teknoloji yoğun sektörlere ve hizmet ekonomisine geçişin söz konusu olduğunu dile getiren Karahan, OECD ortalamasında hizmet ekonomisinin payının yüzde 74 civarındayken, ülkemizde şu anda yüzde 58 seviyesinde olduğunu hatırlattı.