Suudi Arabistan, enerji portföyünü zenginleştirmek amacıyla nükleer enerjiye geçiş planının detaylarını açıklamaya başladı. Bu plan, elektrik üretiminde petrol kullanımını azaltarak, hidrokarbonların ihracata yönlendirilmesine olanak tanımasıyla dikkat çekiyor.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan, geçtiğimiz ay ABD ile imzaladığı "123 Anlaşması" ile nükleer enerji alanında önemli bir adım attı. ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman Al Suud arasında gerçekleştirilen bu anlaşma, iki ülke arasındaki sivil nükleer enerji iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Anlaşma ile birlikte, Amerikan şirketleri Riyad'ın nükleer enerji programına erişim sağlarken, ülkenin enerji ihtiyaçlarının petrol dışı kaynaklarla karşılanmasına da katkıda bulunacak.
Kaynak çeşitliliği ve hidrokarbon ihracatı
2018 yılında Suudi Arabistan'da elektrik talebinin yıllık %3,8 oranında arttığı gözlemlendi. Bu talebin büyük kısmı fosil yakıtlarla karşılanırken, 2030 itibarıyla elektrik üretiminin %80'inin doğal gazdan sağlanması bekleniyor. Petrolün elektrik üretimindeki payının ise %37'den %6'ya gerilemesi öngörülüyor. Bu doğrultuda, Suudi Arabistan nükleer enerji kapasitesini artırarak elektrik ihtiyacını karşılama yöntemlerini çeşitlendirmeyi hedefliyor.
Nükleer enerjinin avantajları
ABD Dışişleri Bakanlığı eski kıdemli diplomatı Justin Friedman, Suudi Arabistan'ın nükleer enerjiyi enerji portföyüne dahil etmesinin yurt içi ekonomik büyümeyi destekleyeceğini vurguladı. Nükleer enerjinin, sürekli enerji sağlayan ve karbon salınımı olmayan bir kaynak olduğunu belirten Friedman, bu durumun Suudi Arabistan'ın enerji arzını güvence altına alacağına dikkat çekti. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının da şebekeye entegrasyonu konusunda nükleer enerjinin etkili olabileceğini ifade etti.
Nükleer santral tedarikçisinin seçimi konusunda yaşanan belirsizlikler, Friedman'a göre, Suudi Arabistan'ın ABD'li şirketlerle çalışma tercihine işaret ediyor. Anlaşmanın şartlarının ABD Kongresi tarafından onaylanmasının ardından, nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik taahhütlerin güvence altına alınması gerekecek. Böylece Amerikan şirketleri, nükleer enerji projelerinde rekabet ederken, uluslararası güvenlik kriterlerini de sağlayacaklar.