Gözler Büyüme ve Enflasyon Raporlarında
Orta Doğu’daki sıcak gerilimlerin kalıcı bir barışla sonuçlanması yönündeki küresel umutlar canlılığını korurken, dünya ekonomisi jeopolitik risklerin faturasını ödemeye devam ediyor. ABD ile İran arasında tırmanan ve nisan ayındaki ateşkesle kısmen yatışan gerginlik, enerji koridorlarındaki kırılganlığı tamamen ortadan kaldırabilmiş değil. Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşan stratejik riskler petrol fiyatlarında dalgalanmaya yol açarken, gözler bu hafta küresel ekonominin yönünü tayin edecek kritik büyüme ve enflasyon verilerine çevrildi.
Ulaştırma, sanayi üretimi ve enerji maliyetleri üzerinden dünya genelinde fiyatlar genel düzeyini yukarı çeken bu süreç, merkez bankalarının para politikalarında kartların yeniden karılmasına neden olabilir.
Fed’in Radarı Çekirdek Enflasyonda
Küresel piyasaların bu haftaki en önemli odak noktası, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikasını şekillendirirken en çok dikkate aldığı veri olan çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi olacak. Perşembe günü açıklanacak olan nisan ayı verilerinde, çekirdek PCE’nin aylık bazda yüzde 0,3, yıllık bazda ise yüzde 3,3 oranında yükseldiği tahmin ediliyor. Enerji maliyetlerindeki artışın bu veriye yansıması, Fed’in yılın son ayındaki adımlarını doğrudan etkileyecek.
Para piyasalarındaki mevcut fiyatlamalar, enflasyon baskılarının sürmesi durumunda Fed’in aralık ayındaki toplantıda ilave bir sıkılaşma adımını masaya getirebileceğine işaret ediyor.
ABD Ekonomisi Frene mi Bastı?
Aynı gün açıklanacak olan ABD'nin yılın ilk çeyreğine (Ocak-Mart dönemi) ilişkin revize edilmiş Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri, ekonomik aktivitenin gücünü test edecek. Öncü verilere göre yıllıklandırılmış bazda yüzde 2 büyüyen ABD ekonomisinin, yüzde 2,2’lik piyasa beklentisinin altında kalması büyüme ivmesinde bir yavaşlama işareti olarak yorumlanmıştı. Perşembe günü gelecek ikinci okuma, ABD ekonomisinin resesyon riskine karşı ne kadar dirençli olduğunu netleştirecek.
Avrupa’da Enflasyon Kaygısı
Avrupa cephesinde ise Avro Bölgesi’ndeki enerji fiyatlarındaki kısmi gevşeme, enflasyonist baskıların hafifleyebileceği yönünde zayıf bir iyimserlik oluştursa da tehlike geçmiş değil. Mart ve nisan aylarında enerji fiyatları kaynaklı yükseliş, Avrupa Merkez Bankası’na (ECB) yönelik faiz artışı beklentilerini diri tutuyor. Piyasa aktörleri, ECB’nin yıl sonuna kadar en az 2 kez faiz artırımına gitmesini yüksek ihtimal olarak fiyatlıyor.
Bu paralelde, cuma günü Almanya’da açıklanacak olan mayıs ayı öncü enflasyon verileri büyük bir önem taşıyor. Analistler, Almanya’da Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) mayısta aylık yüzde 0,2, yıllık bazda ise yüzde 3 artış göstermesini bekliyor. Bu veri, Orta Doğu kaynaklı enerji maliyetlerinin Avrupa’nın en büyük ekonomisine ne ölçüde sirayet ettiğini ortaya koyacak.
Asya Devlerinde Çifte Kriz: Zayıf Talep ve Enflasyon Sinyalleri
Küresel ekonominin diğer önemli ayağı olan Asya’da ise alarm zilleri çalıyor. Çin’den gelen son ekonomik veriler, jeopolitik risklerin yanı sıra küresel talepteki ciddi kırılganlığı ve büyüme üzerindeki baskıyı tescilledi. Ülkede sanayi üretimi nisanda yıllık yüzde 4,1 artsa da beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Perakende satışların ise yüzde 0,2 gibi son derece zayıf bir büyüme sergilemesi iç talepteki durgunluğu gözler önüne serdi.
Japonya tarafında ise nisan ayı ulusal enflasyonunun yüzde 1,4 ile tahminlerin altında kalması ve yavaşlama sinyali vermesinin ardından gözler mayıs ayı Tokyo TÜFE verisine döndü. Japonya Merkez Bankası’nın stratejisi açısından hayati bir gösterge kabul edilen Tokyo enflasyonunun, mayısta yıllık bazda yüzde 1,6 artış göstermesi öngörülüyor. Küresel ekonominin önündeki bu yoğun veri trafiği, önümüzdeki dönemin para politikaları ve büyüme projeksiyonları için belirleyici kırılma noktası olacak.