Avrupa Konseyi ile Türkiye arasında çeyrek asra yaklaşan iş birliği mekanizması, sahada somut sonuçlar üretmeye devam ediyor. Başkentte düzenlenen "Türkiye'de Avrupa Konseyi Görünürlük Haftası" programı kapsamında temaslarda bulunan Avrupa Konseyi Program Koordinasyon Direktörü Claus Neukirch, Türk kamu kurumlarının sahip olduğu güçlü ve kurumsal reflekslerin, uluslararası projelerin sürdürülebilirliğinde belirleyici rol oynadığını kaydetti.
Türkiye'nin Konseyin kurucu aktörlerinden biri olduğunu hatırlatan Neukirch, Ankara Program Ofisi aracılığıyla 20 yılı aşkın süredir yürütülen ortak çalışmaların önümüzdeki dönemde yeni projelerle daha da genişleyeceğini duyurdu.
"Küçük Bir Başlangıç Türkiye'de Yıllara Yayılan Güce Dönüşüyor"
Türkiye'de hayata geçirilen projelerin en ayırt edici tarafının "ihtiyaç odaklı planlama" ve "kurumsal sahiplenme" olduğunu ifade eden Claus Neukirch, ortak çalışmaların yalnızca fonlama süresiyle sınırlı kalmadığına işaret etti.Özellikle ceza infaz kurumlarının yönetimi, personelin eğitimi ve geliştirilen müfredatlar konusundaki iş birliğine değinen Neukirch, sürecin verimliliğini şu sözlerle aktardı:
"Nispeten küçük bir yatırımla bir şey başlatabiliyoruz ve bu çalışma daha sonra kurumların kendi imkânlarıyla yıllarca devam edebiliyor. Türkiye’deki güçlü kurumsal yapı sayesinde geliştirilen bilgi birikimi, metotlar ve eğitim materyalleri, takvim sona erdikten sonra da etkin şekilde kullanılmaya devam ediyor."
Odakta Göç, Eğitim ve Yerel Kapasite Var
Avrupa Birliği (AB) ile eşgüdüm halinde yürütülen fonlama modellerinin hız kesmeden sürdüğünü belirten Direktör Neukirch, 1 Ocak itibarıyla hem Türkiye’yi hem de Batı Balkanlar coğrafyasını kapsayan geniş ölçekli yeni bir bölgesel programın devreye alınacağını duyurdu.
Önümüzdeki iki ila üç yıllık periyotta Türkiye bağlamında öncelikli kabul edilen çalışma alanlarını da sıralayan Neukirch; göç politikaları, infaz kurumları, yabancı dil eğitimi ve yerel düzeyde Roman vatandaşların desteklenmesi gibi başlıkların merkezde yer alacağını dile getirdi. Göç süreçlerinin yönetiminde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standartlarının temel referans olduğunu hatırlatan Neukirch; refakatsiz çocuklar, göçmen kadınlar, yaşlılar ve engelli bireyler gibi savunmasız grupların korunmasına özel önem atfettiklerinin altını çizdi.
Cezaevlerinde Kadın İstihdamı ve Yeniden Entegrasyon Stratejisi
Ziyareti kapsamında infaz kurumlarında uygulanan yeni çalışmalara da mercek tutan Neukirch, kadın mahpuslara yönelik hayata geçirilen kapsamlı ortaklığın önemine değindi. Adalet mekanizması, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile iş dünyasını aynı hedef doğrultusunda buluşturan bu projeyle, infaz sürecindeki kadınların mesleki beceriler kazanarak tahliye sonrası istihdama katılmalarının hedeflendiğini aktaran Neukirch:
"Cezaevindeki bireylerin günün sonunda yeniden aramıza döneceği gerçeğini kavramak zorundayız. Hedefimiz onların topluma sağlıklı biçimde entegre olmasıdır; hiç kimsenin yeniden cezaevine dönmesini istemiyoruz." ifadelerini kullandı.
"Türkiye'deki Başarılı Uygulamaları Ağa Dahil Edip Başka Ülkelere Taşıyacağız"
Ankara'daki temasları sırasında ceza infaz kurumlarındaki modern uygulamaları yerinde gözlemleme fırsatı bulduğunu belirten Claus Neukirch, özellikle hükümlülerin aileleriyle, hekimlerle ve resmi mercilerle görüntülü iletişim kurmasına imkân tanıyan dijital altyapının altını çizdi.
Türkiye ile kurulan diyaloğun çift taraflı bir öğrenme süreci barındırdığını vurgulayan Neukirch, Türkiye'de test edilip verim alınan bu tip yenilikçi kamu uygulamalarının, Avrupa Konseyinin uluslararası ağı vasıtasıyla diğer üye ülkelere de iyi uygulama örneği (best practice) olarak aktarılabileceğini sözlerine ekledi.