Orta Doğu’da çatışma coğrafyasını genişleten ve askeri müdahaleleri sürekli hale getiren İsrail, uyguladığı "sonsuz savaş" konseptiyle tarihinin en ağır diplomatik ve siyasi izolasyonlarından biriyle karşı karşıya. Uzman değerlendirmelerine göre, Tel Aviv yönetiminin diplomasiden uzaklaşarak tamamen askeri baskıya dayalı yürüttüğü agresif politikalar, en büyük stratejik müttefiki olan ABD ile ilişkilerinde telafisi zor çatlaklar oluşturuyor.
Netanyahu’nun Koltuk Hesabı ve Tırmanan Güvenlik Krizleri
İsrail ordusunda geçmişte görev yapan uzman Shaiel Ben-Ephraim’e göre, bölgesel saldırıların arkasında sürdürülebilir bir askeri hedeften ziyade siyasi iktidarı koruma güdüsü yatıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğini doğrudan çatışmaların devamına bağladığına işaret eden uzmanlar, 7 Ekim’deki güvenlik zafiyetinin üzerini örtmek adına toplumda sürekli bir tehdit ve korkı algısı yaratıldığını vurguluyor. Dışişleri ve diplomasi kanallarının devre dışı bırakıldığı bu süreçte, aşırı sağcı ve dini-mesiyanik grupların Batı Şeria, Gazze ve çevre ülkelerdeki yayılmacı emelleri savaşı besleyen ana dinamik haline gelmiş durumda.
"Açık Çek" Devri Kapandı
Amerikan kamuoyunda ve siyasi arenasında İsrail’e bakış açısı radikal bir dönüşüm geçiriyor. Tel Aviv’in uluslararası hukuku hiçe sayan eylemleri ve Gazze’de yaşanan insani trajedi, ABD’li seçmen nezdinde İsrail’e sağlanan koşulsuz askeri desteğin sorgulanmasına yol açtı. Ben-Ephraim, İsrail’in küresel algı savaşını kaybettiğine dikkat çekerek, Amerikan siyasetindeki yeni kuşak liderlerin ve her iki partideki etkili kanatların İsrail’e verilen askeri yardımları kısıtlama veya tamamen kesme eğiliminde olduğunu ifade ediyor. Washington'ın Tel Aviv'e sunduğu sınırsız hareket alanı artık işlevini yitiriyor.
Aşırı Sağın İpotegi Altındaki Tel Aviv Siyaseti
Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Dr. Öğretim Üyesi Selim Han Yeniacun ise krizin iç siyasi boyutlarına değiniyor. İsrail hükümetinin Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi radikal ve ırkçı figürlerin vesayetine girdiğini belirten Yeniacun, güvenlik politikalarının bu çevrelerin elinde rehin kaldığına vurgu yapıyor. Geçmişteki "önleyici saldırı" konseptlerinin yerini tamamen yıkıcı ve orantısız güç kullanımına bıraktığını belirten Yeniacun, olası bir seçimde Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesi halinde hükümetin daha da sertleşeceğini ve soykırımcı söylemlerin dozunu artıracağını öngörüyor.
İsrail Yalnızlaşırken Bölge Güçleri Dengeyi Kuruyor
İsrail’in çevresindeki ülkelerle normalleşme süreçlerini kendi eliyle baltalaması, bölgedeki jeopolitik dengeleri de değiştiriyor. Tel Aviv, "mahallenin huzursuzluk çıkaran aktörü" konumuna gerilerken; Türkiye gibi stratejik derinliğe sahip bölgesel güçlerin diplomaside ve savunma iş birliklerinde öne çıktığı görülüyor. Bölge ülkelerinin ortak güvenlik ve istikrar arayışıyla birbirine yaklaşması, askeri tırmanıştan beslenen İsrail’i Orta Doğu denkleminde giderek daha tekil ve tecrit edilmiş bir konuma sürüklüyor.