Yemen’in Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan hayati su yolu Babulmendeb Boğazı çevresinde askeri hareketlilik kritik bir eşiğe ulaştı. Eylül başından bu yana Taiz ve Hudeyde vilayetlerinde yoğunlaşan kara harekatları, füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları, sahadaki dengeleri doğrudan etkiledi.
İran destekli Husilerin batı kıyısındaki kritik hatlarda ilerleme kaydetmesi ve Muha liman kenti dâhil stratejik adalar üzerinde nüfuz kurması üzerine gözler, uluslararası ticaretin ve küresel enerji koridorunun kalbinde yaşanacak muhtemel gelişmelere çevrildi. Yemen hükümet güçlerinin kaybettiği alanları geri alma gayreti sürerken, askeri ve stratejik analizler bölgenin geleceğine ışık tutan 3 ana olasılığa işaret ediyor.
1. Senaryo: Yemen Hükümet Güçlerinin Karşı Taarruzu ve Husilerin Çekilmesi
İlk olasılık, meşru Yemen hükümetine bağlı birliklerin hava desteği ve stratejik birlik takviyeleriyle kapsamlı bir karşı taarruz başlatması üzerine kurulu. Expertlerin değerlendirmelerine göre, Husilerin birden fazla cephede aynı anda yüksek yoğunluklu baskıya dayanması oldukça güç.
Marib, El-Cevf, Beyda ve Taiz hatlarında yeni cephelerin aktif hale getirilmesi durumunda, Husilerin batı kıyısındaki ikmal hatları zorlanabilir. Bu durum, örgütü son dönemde ele geçirdiği kritik bölgelerden geri çekilmeye veya kuvvet kaydırmaya zorlayabilir. Ancak askeri uzmanlar, Stockholm Anlaşması’nın geçmişte yarattığı askeri kilitlenmelere dikkat çekerek gecikecek bir karşı müdahalenin maliyetinin çok daha ağır olacağı hususunda uyarıyor.
2. Senaryo: Çatışmanın Yerel Sınırları Aşarak Bölgesel ve Küresel Boyut Kazanması
İkinci senaryo, Babulmendeb üzerindeki kontrol mücadelesinin yalnızca Yemen iç savaşı çerçevesinde kalmayıp bölgesel bir aktör çatışmasına dönüşmesini öngörüyor. Boğaz'ın ve etrafındaki Meyyun ile Haniş gibi kritik adaların kontrolü, uluslararası deniz seyrüseferi açısından doğrudan hayati önem taşıyor.
Husilerin ticari geçiş hatlarını doğrudan tehdit etmeye devam etmesi ya da bölge ülkelerinin sınır ve sivil altyapılarına yönelik füze/İHA saldırılarını artırması halinde, küresel güçlerin ve bölgesel ittifakların sahaya doğrudan askeri müdahalesi kaçınılmaz görülebilir. Nitekim Suudi Arabistan öncülüğünde Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın da aralarında bulunduğu 14 ülkenin dâhil olduğu çok uluslu deniz güvenliği mekanizması, bölgedeki devriye ve koruma konseptini zaten üst seviyeye çıkarmış durumda.
3. Senaryo: Husilerin Mevcut Kıyı Kazanımlarını Sabitlemesi ve Güç Dengesini Koruması
Son senaryoda ise Husilerin küresel navlun trafiğini veya uluslararası gemileri doğrudan hedef alarak topyekün bir Batı müdahalesini tetiklemekten kaçınacağı tahmin ediliyor. Bunun yerine grup, Muha ve Babulmendeb hattındaki mevcut askeri varlığını pekiştirerek bölgedeki siyasi ve askeri pazarlıklarda Suudi Arabistan ile Yemen hükümetine karşı elini güçlendirmeyi hedefleyebilir.
Stratejistlere göre, yoğun hava bombardımanlarına rağmen sahada alan kazanma kapasitesini koruyan Husilerin kısa vadede tamamen bölgeden sökülüp atılması kolay görünmüyor. Bu durum, taraflar arasında uzun soluklu bir yıpratma savaşına ve bölgesel aktörlerin kararlarına bağlı yeni siyasi denklem arayışlarına kapı aralayabilir.