Avrupa'nın Sınır Stratejisinde Yeni Dönem
Avrupa Birliği (AB), 2015 yılındaki kitlesel göç akınından bu yana üye devletler arasında derin çatlaklara yol açan mülteci krizine karşı en kapsamlı yasal reformunu hayata geçiriyor. Brüksel’in uzun yıllardır üzerinde müzakereler yürüttüğü ve Mayıs 2024'te onaylanan yeni "Göç ve İltica Paktı", tüm üye ülkelerde eş zamanlı olarak uygulamaya konuluyor. Dublin Sözleşmesi’nin getirdiği eski yükümlülükleri tamamen dönüştüren bu pakt; kıtanın dış sınır güvenliğini artırmayı, iltica süreçlerini hızlandırmayı ve üye ülkeler arasında zorunlu bir sorumluluk paylaşımı ekosistemi kurmayı amaçlıyor.
Kapıda Sıkı Denetim
Yeni düzenlemeyle birlikte AB’nin dış sınır hatlarında güvenlik mimarisi kökten değişiyor. Birlik topraklarına düzensiz yollarla giriş yapan tüm göçmenler, sınıra ayak bastıkları an itibarıyla biyometrik ve güvenlik taramalarından geçirilerek zorunlu kayıt altına alınacak.
Süreçlerin uzamasını engellemek amacıyla, uluslararası koruma ihtiyacı bulunmadığı tespit edilenler, yanlış beyanda bulunanlar ya da kamu güvenliği açısından risk teşkil eden sığınmacılar için sınır bölgelerinde "hızlandırılmış iltica prosedürü" uygulanacak. Bu mekanizma sayesinde başvurusu olumsuz sonuçlanan kişilerin vakit kaybetmeden ve hızla menşe ülkelerine geri gönderilmesi hedefleniyor. Ayrıca, AB içindeki kontrolsüz "ikincil hareketlerin" önüne geçilmesi için mükerrer ya da suistimale açık başvurulara karşı çok daha sert yasal engeller uygulanacak.
Zorunlu ama Esnek Dayanışma
Yeni sistemin en çok tartışılan ve üye ülkeleri karşı karşıya getiren maddelerinden biri ise "Zorunlu Dayanışma Mekanizması" oldu. Özellikle Akdeniz kıyısındaki ilk varış ülkelerinin omuzlarındaki yükü hafifletmeyi amaçlayan sistem, esnek bir kota paylaşımı sunuyor.
Buna göre, göç baskısı altındaki ülkelere destek vermek tüm üye devletler için zorunlu hale getiriliyor. Ancak ülkeler bu desteği sığınmacıları doğrudan kendi topraklarına kabul ederek yapabilecekleri gibi, mali katkı sağlayarak ya da operasyonel destek vererek de yerine getirebilecek. Bu kotalara ve sorumluluk paylaşımına yanaşmayan bazı üye devletler ise egemenlik haklarının zedeleneceğini ve ulusal göç politikalarının baypas edileceğini savunarak düzenlemeye sert şekilde muhalefet etmeyi sürdürüyor.
Uluslararası Kamuoyunda "Sorumluluktan Kaçış" Tepkisi
AB Komisyonu yeni mevzuatın temel hakları güvence altına aldığını ve sınır süreçlerinin bağımsız mekanizmalarca denetleneceğini taahhüt etse de insan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları alarm durumunda. Uluslararası örgütler, yeni kuralların sığınmacıların sınır merkezlerinde aylarca alıkonulmasının önünü açabileceği uyarısında bulunuyor.
Özellikle "mücbir sebep" durumlarında üye ülkelere tanınan muafiyetlerin, uluslararası mülteci hukukunun ihlaline zemin hazırlayabileceği belirtiliyor. Uzmanlar, düzensiz göçle mücadele adı altında üçüncü ülkelerde kurulması planlanan "geri gönderme merkezlerinin" denetim zafiyeti yaratacağına ve Avrupa’nın kendi insani sorumluluklarını kıta dışına ihraç ettiğine dikkat çekiyor. Sığınmacıların iş gücü piyasasına katılımını hızlandırmayı vadeden paktın, pratikte bir insan hakları krizine dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki dönemin uygulama pratikleri gösterecek.