Küresel ekonominin iki dev aktörü olan Avrupa Birliği (AB) ile Çin arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler, son yılların en derin krizlerinden birini yaşıyor. Brüksel koridorlarında yükselen "sanayisizleşme" endişesi ve Pekin yönetiminin stratejik sektörlere sağladığı yüksek tutarlı devlet sübvansiyonları, tarafları sürdürülebilir bir işbirliğinden ziyade sert bir rekabet ve korumacılık dönemine sürüklüyor.
Devlet Destekli Üretim ve "Kapasite Fazlası" Tehdidi
Avrupa sanayisinin temsilcileri ve ekonomi kurmayları, Çin’in iç pazardaki tüketim kısıtlılığına rağmen üretim kapasitesini sürekli artırmasını ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor. Devlet teşvikleriyle desteklenen Çinli üreticilerin imal ettiği yüksek miktardaki ürün, küresel pazarlara maliyetinin çok altında fiyatlarla sürülüyor.
Güneş panellerinden rüzgar türbinlerine, elektrikli araçlardan kritik batarya teknolojilerine kadar uzanan geniş bir yelpazede hissedilen bu "kapasite fazlası", Avrupa merkezli imalatçıların pazar payını hızla daraltıyor. Brüksel yönetimi, söz konusu gidişatın engellenmemesi halinde Kıta Avrupa’sında ağır bir sanayisizleşme dalgasının yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Korumacı Tedbirler ve Haksız Rekabet Soruşturmaları
Söz konusu asimetrik ticaret dengesi karşısında harekete geçen Avrupa Komisyonu, Çin menşeili ürünlere yönelik anti-damping soruşturmalarını ve ek gümrük vergisi incelemelerini sıkılaştırdı. Özellikle Çin yapımı elektrikli otomobillere yönelik başlatılan sübvansiyon karşıtı incelemeler, Brüksel'in kendi yerli üreticisini koruma konusundaki kararlılığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Avrupalı yetkililer, serbest ticaret ilkelerine bağlı kaldıklarını ancak bu durumun "kuralsız ve adaletsiz rekabete göz yumulacağı" anlamına gelmediğini vurguluyor. Pekin ise uygulanan tarife ve soruşturmaları "ticari korumacılık" olarak nitelendirerek kararlara tepki gösteriyor.
Risk Azaltma Stratejisi ve Gelecek Senaryoları
AB, Çin ile ilişkilerinde tam bir ticari kopuşu hedeflemediğini, ancak tedarik zincirlerindeki kırılganlıkları gidermek adına "risk azaltma" (de-risking) yaklaşımını benimsediğini açıklıyor. Kritik ham maddelerde ve ileri teknolojilerde tek bir ülkeye olan bağımlılığı azaltmak, birlik üyesi ülkelerin ulusal güvenlik politikalarının da odağına yerleşmiş durumda.
Karşılıklı misilleme tehditleri ve derinleşen güven bunalımı dikkate alındığında, Çin ve AB hattında önümüzdeki dönemin daha katı ticaret kalkanları ve çetin müzakerelere sahne olması bekleniyor.