Sürgün Senaryoları Yeniden Sahnede
Uluslararası toplumun gözü önünde imzalanan ateşkes anlaşmalarına rağmen, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri varlığını günden güne artırması coğrafyadaki insani dramı geri dönülemez bir noktaya sürüklüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, ordunun bölgedeki kontrol alanını yüzde 60’tan yüzde 70’e yükseltme emri verdiğini resmen itiraf etmesi, uzun süredir masada bekletilen "etnik temizlik ve zorunlu sürgün" planlarının yeniden yürürlüğe konduğunun en net işareti olarak değerlendiriliyor.
Söz konusu hamleyle birlikte, 2 milyona yakın Filistinli nüfus, Akdeniz kıyısındaki dar ve korumasız mikro alanlara sıkışmaya zorlanarak yeni bir tehlikeli tehcir dalgasının hedefi haline getiriliyor.
Kağıt Üstünde Kalan Taahhütler ve Derinleşen İnsani Kriz
10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren ve bölgeye nefes aldırması beklenen ateşkes ile esir takası anlaşması, Tel Aviv’in yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle işlevsiz kalmış durumda. Süreci sabote eden askeri müdahaleler neticesinde, mutabakat tarihinden bu yana yaklaşık 922 Filistinli yaşamını yitirirken, 2 bin 786 kişi ise yaralandı.
Anlaşmanın en hayati maddelerinden biri olan "Gazze’ye günlük 600 tır insani yardım ulaştırılması" şartı da İsrail ablukasına takıldı. Sınır kapılarını adeta bir silah olarak kullanan Tel Aviv yönetimi, gıda, tıbbi malzeme ve temel lojistik desteklerin girişini engelleyerek bölgedeki insani krizi kasıtlı olarak tırmandırıyor.
"Sarı Hat" İhlali
ABD yönetiminin arabuluculuğuyla hayata geçirilen barış planı kapsamında, İsrail ordusunun çekildiği topraklara tekrar dönmeyeceği taahhüt edilmişti. Anlaşmanın ilk aşamasında "Sarı Hat" olarak belirlenen sınıra çekilen ve Gazze topraklarının yüzde 53’ünü elinde tutan İsrail, ikinci aşamada "Kırmızı Hat" bölgesine gerilemeyi taahhüt etmesine rağmen tam tersi bir strateji izledi.
Bölgesel aktörlerin ve küresel medyanın odağının İran ile yaşanan askeri gerilimlere kaymasını fırsat bilen İsrail ordusu, operasyon sahasını sessiz sedasız genişletti. Başbakan Netanyahu’nun bizzat açıkladığı yüzde 70’lik işgal hedefi, Filistin halkına bırakılan yaşam alanının yüzde 30’a kadar gerileyeceği anlamına geliyor. Bu durum, cephe hattında can pahasına kalmaya çalışan siviller için geri dönüşü olmayan bir abluka anlamına geliyor.
Kilometreye 18 Bin 500 Kişi
Toplam yüzölçümü yalnızca 365 kilometrekare olan Gazze Şeridi’nde, askeri haritanın değişmesi dünyada eşi benzeri görülmemiş bir nüfus yoğunluğu patlaması yaratacak. Planlanan işgalin tamamlanması durumunda, yerinden edilen 2 milyonu aşkın insan, yaklaşık 110 kilometrekarelik bir kıyı şeridine sıkıştırılacak.
Bu matematiksel gerçeklik, Gazze'de kilometrekare başına düşen insan sayısının korkunç bir ivmeyle 18 bin 500'e fırlayacağını gösteriyor. Bölgedeki fiziki daralmanın boyutunu anlamak adına, metropollerdeki nüfus yoğunluğu kıyaslandığında bu rakamın büyüklüğü daha net anlaşılıyor; Türkiye'nin en yoğun şehri İstanbul'da kilometrekareye 2 bin 965 kişi düşerken, Gazze'yi bekleyen tablonun insani bir felaketle sonuçlanacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
"Gönüllü Göç" Diplomasisi: Adım Adım Etnik Temizlik
Toprakların fiziken daraltılması projesine paralel olarak, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın "gönüllü göç" mekanizmasını yeniden hızlandıracaklarını beyan etmesi, niyetin sadece askeri kontrolle sınırlı olmadığını kanıtlıyor. İlk olarak aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından ortaya atılan ve ABD yönetiminin de geçmiş dönemlerde yeşil ışık yaktığı bu tehcir politikası, Gazze’yi tamamen insansızlaştırmayı amaçlıyor.
Uzmanlar; insani yardımların kesilmesinin, yaşam alanlarının bombalanmasının ve işgal sınırlarının genişletilmesinin tesadüf olmadığını vurguluyor. Filistinlilere hayatta kalabilmek adına "göç etmekten başka hiçbir seçenek" bırakmayan bu sistematik kuşatma, uluslararası hukukta "etnik temizlik" tanımıyla birebir örtüşen organize bir planın aşamaları olarak sahneleniyor.