Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen Tahran-Washington arasındaki dolaylı temaslar, tarafların katı tutumları nedeniyle somut bir ilerlemeye dönüştürülemiyor. Diplomatik kanallarda uzlaşı sağlanamaması, tarafların söylemlerini sertleştirerek askeri tehdit dozunu artırmasına ve bölgede yeni bir sıcak çatışma riskinin yükselmesine yol açıyor. Müzakere masasındaki temel tıkanıklık ise gündem maddelerindeki derin uzlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Washington yönetimi İran’ın nükleer programını ana gündem maddesi yapmak isterken, Tahran yönetimi görüşmelerin odağını Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güvenliği ile sınırlandırmakta ısrar ediyor.
"Taraflar Masaya Maksimum Taleplerle Oturdu"
İranlı akademisyenler ve siyaset bilimciler, mevcut krizin temel nedenini tarafların masaya esneklikten uzak, azami taleplerle gelmesine bağlıyor. Tahran İslami Azad Üniversitesi Öğretim Üyesi Hamid Ruşençeşm, iki ülkenin hâlen savaş psikolojisi altında hareket ettiğini ve bu durumun müzakereleri son derece kırılgan hale getirdiğini belirtiyor.
ABD’nin jeopolitik konumu nedeniyle doğrudan askeri risklerden daha az etkilenebileceğini, ancak bölgedeki müttefiklerinin büyük tehdit altında olduğunu vurgulayan Ruşençeşm, İran’ın ise karşı tarafa bedel ödetme stratejisini tam da bu müttefikler üzerinden kurguladığını ifade ediyor. Ruşençeşm’e göre, devam eden ekonomik baskı ve yaptırımlara rağmen Tahran’ın henüz kritik dayanma eşiğine ulaşmadığı ve radikal bir politika değişikliğine gitmediği görülüyor. Görüşmelerin başarıya ulaşması ise ancak zamanla yaşanacak esnemeler ve "ulaşılabilir, makul bir uzlaşı" zeminine geçilmesiyle mümkün görünüyor.
"Kazan-Kazana Dayanmayan Diplomasi Mutlak Zafer Getirmez"
Milletler Diplomasi Düşünce Kuruluşu (NDT) Başkanı Muhammed Ali Sayedhane ise mevcut çatışma ortamının tarafların yanı sıra küresel dengeleri de yıpratan bir "kaybet-kaybet" sürecine dönüştüğünü vurguluyor. Tahran’ın Hürmüz Boğazı konusundaki tek taraflı dayatmalarını doğru bulmadığını belirten Sayedhane, diplomasinin doğası gereği karşılıklı tavizler üzerine kurulması gerektiğinin altını çiziyor.
Saha kazanımlarının masa aracılığıyla karşı tarafa tek taraflı kabul ettirilemeyeceğini kaydeden Sayedhane; ne Washington’ın ne de Tahran’ın bu süreçten mutlak bir zaferle çıkamayacağını, tek rasyonel yolun tarafların kendi çıkarları arasında sürdürülebilir bir denge kurması olduğunu belirtiyor.
'Bin Kesik Stratejisi' ve Türkiye’nin Diplomatik Rolü
Sürecin uzun soluklu bir "direniş savaşına" evrildiğine dikkat çeken uzmanlar, durumu İsrail’in geçmişte Tahran’a karşı uyguladığı; ekonomi, medya ve toplumsal alanları kapsayan çok boyutlu "bin kesik stratejisinin" bir uzantısı olarak değerlendiriyor. Bu denklemde belirleyici faktörün toplumsal direnç ve baskılara karşı dayanma kapasitesi olduğu ifade ediliyor.
"Ne savaş ne barış" halinin uzaması küresel enerji piyasalarında artan yakıt fiyatları ve ekonomik çalkantılarla dünyayı etkilemeye devam ederken, uzmanlar bölgede her iki tarafla da güçlü temasları bulunan Türkiye’nin krizin aşılmasında kilit ve yapıcı bir arabulucu rol üstlenebileceğine işaret ediyor.